TÜRK KAHVESİ

Nurgül TEKELİ

         

 Türk kahvesi, kültürümüzde önemli bir yere sahip Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş kahve pişirme metodudur. Kendine has kokusu, tadı, köpüğü ve sunumu ile özgün bir tarzı vardır. Çocukluk yıllarımda bayramlarda ve kız isteme merasimi gibi özel günlerde tüketilirdi. Sadece dedem her gün içerdi ve bende istediğimde annem, size tanıdık gelir mi bilmiyorum, “Çocuklar kahve içmez,” derdi. Kendim yapmayı öğrenene kadar tadını hiç bilemedim. Önce misafirlere yaparken artık arkadaşlarıma yapıyordum, tabiki çok özel günlerde… Öyle her zaman kahve içilmezdi. Genç kız olduğumda sohbetlerimin vazgeçilmeziydi, içmeyen olursa “Kırk yıl hatırı var,” deyip içirirdim. Bu söze olan inancım hep bakiydi… Bir yetişkin olduğumda anlamıştım, bu sözün bu çağa büyük geldiğini… O kadar hatır gönül bilmez arasında tek hatır kendimeydi…

Peki kahve nasıl keşfedildi?

    Birçok araştırmacının ortak kanısı; kahveyi, Etiyopyalı bir keçi çobanının tesadüfen keşfetmesiyle başladığı.

   Kahve meyvesini yiyen keçilerin canlandığını fark eden çobanın kendisi de tadına bakmış. Aynı etkileri bedeninde gözlemlemesi sonucunda  kahve meyvelerinden alarak zamanın keşişlerine götürmüş fakat keşişler o an kahvenin tadını beğenmeyerek meyveleri gelişigüzel ateşin içine atmış. Bir süre sonra kahve çekirdekleri yandıkça yayılan muhteşem aromasını fark edip mest olmuşlar.

  Tabiki, Etiyopya’da başlayan kahvenin hikayesi Osmanlı’ya ulaştığında farklı bir boyut kazanmış. Her koşulda kendine bir yol bularak yayılan kahve, her bölgede demleme yöntemi uygulanarak tüketilirken Osmanlı’da, pişirme şekli, telvesi ile içilmesi ve sunumuyla diğer bölgelerden ayrılarak dünya çapında özel bir yer edinmiş ve Türk kahvesi adını almış.

   Türk kahvesinin sadece Türklere özgü ve farklı oluşu 2013 yılında tescillenerek UNESCO somut olmayan kültürel miras listesine girmiştir.

   Osmanlı’ya kahvenin gelişi kaynaklara göre Özdemir Paşa’nın tadını ve kokusunu çok sevdiği için İstanbul’a gelirken yanında getirmesiyle başlıyor. Bir süre ilgi görmese de tanınmaya başlanmış Kanuni Sultan Süleyman döneminde halk ve saray içinde oldukça rağbet görmüş övülmüş. Sarayda sunulan Türk kahvesi özel fincanlarda yanında şerbet ve lokum eşliğinde ikram edilmiş.

   1555’teTürk kahvesi satmak için ilk kahvehane bir tüccar tarafından açılmış ve bu süreçten sonra kahve ve kahvehane kültürü hızla kırsal kesimlere kadar yayılmış.

   Kahvehanelerin açılmaya başlandığı dönemde kahve önemli bir sosyalleşme aracı olarak görülmüş. Gazete, dergi ve kültür sohbetlerinin yapıldığı, haber akışlarının sağlandığı, devlette dünyada olup bitenleri öğrenmek için bir araya gelinen yer olmuş.

   Zamanla kahvehaneler sadece halkın değil yeniçerilerin de ilgisini çeken onlar için, yapacakları isyanları planlayacakları, göze batmayan toplanma yeri niteliği taşımış. Sokaklarda paylaşılması tehlikeli ayrılıkçı fikirler kahvehanelerde rahatça söylenip kötü senaryolar için zeminler hazırlanmış.

   Bir dönem öyle bir noktaya gelinmiş ki devletin hakimiyetinin hissedilmediği tek yer kahvehaneler olmuş. Yöneticiler tarafından durumun fark edilmesiyle önlemler alınsa da beraberinde büyük sorunlar getirmiş. Günümüzdeki kahvehane kültürü, amacının dışında kalmaya devam etmiştir.

   Asırlardır dilimize yerleşen, gönlümüze hoşluk katan, “Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır,” sözünün hikayesi olduğunu biliyor muydunuz?

   Bir gün Rum bir gemi kaptanı gemisini limana çeker ve Üsküdar’da gezmeye başlar. O sırada bir kahve dükkanı gözüne çarpar ve içeri girer. Ardından aynı kahveciye bir yeniçeri gelir ve içeri girer girmez kendini göstermek için “Herkese benden kahve ikram et ama -oturan Rum gemi kaptanını göstererek- o hariç der.” Kahveci bu sözü duymazdan gelerek herkese yeniçerinin kahvesini ikram edip iki kahve daha yaparak Rum kaptanın yanına oturur. Yeniçeri bu duruma çok sinirlenir ve “Ona vermeyeceksin demedim mi?” der. Kahveci, “Bu kahve senin değil benim ikramım,” diyerek karşılık verir ve kaptanla muhabbete başlar.

   Aradan 40 yıl geçer ve büyük bir Rum isyanı çıkar. O zamanlar Rumlar eline geçirdikleri insanları esir pazarında satmaktadır. Üsküdarlı kahvecide esir düşenlerin arasındadır.

   Esir pazarında yaşlı bir Rum, kahveciyi satın alır. Kahveci kendisini öldüreceğini düşünürken bir taraftan da yaşlı Rum’un gözlerinin içine bakar. Yaşlı Rum, kahveciyi serbest bırakır ve “Bana, 40 yıl önce bir kahve ikram ettin ve ben o kahveyi de seni de unutmadım,” diyerek Üsküdarlı kahveciyi özgürlüğüne kavuşturur.

   Rivayete göre bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı buradan gelir.

   Yolunuz, hatır gönül bilenlere denk gelsin…

             

Yorum Yaz

2 yorum “TÜRK KAHVESİ”