ZAMAN-VARLIK İLİŞKİSİNDE “NE İÇİNDEYİM ZAMANIN” VE “TAM OTUZ YIL” ŞİİRLERİ/ Doç. Dr. Mustafa Karabulut

Zaman, kâinattaki varlıkların varoluşuyla ilgili temel bir unsur olup genel olarak muğlak bir anlam dünyası arz eder. Zaman, kısaca “ölçülebilen süre” anlamına gelen soyut bir ifadedir. Bedia Akarsu, bu sözcük için şöyle der: “Felsefe kavramı olarak oluş, gelip geçiş, değişme ve süreklilik biçimi; dönüşü olmayan bir doğrultuda birbiri ardından gitme, zaman, sürüp giden doğru bir çizgi olarak düşünülebilir; geriye doğru sonsuza değin uzanır (geçmiş), aynı zamanda ileriye doğru olup gider (gelecek).’ Zamanı ikiye ayırdığımız anda karşımıza nesnel (objektif zaman): Ölçülebilen zaman, ama kendi içinde değil, cisimlerin devinimiyle ölçülebilir. Uzaydaki devinimlerin sıralanması, zamanın da kesimlerine bölünmesini sağlar. Modern fizik nesnel zamanın olmadığını ileri sürer. Bununla birlikte öznel zaman: Zaman bilincine dayanır, yaşantılara bağlıdır; nesnel olarak ölçülemez; duruma göre, yaşanılan zaman kısa ya da uzun görülebilir.” (Akarsu, t.y., s.203) Zaman, varlığın sınırlarını sınırlayan/belirleyen bir süreç olduğu için insanın hayatında çok önemli bir role sahiptir.

Zaman-varlık ilişkisi birçok sanat türünde ele alındığı gibi edebiyatta da tematik kurgulamanın önemli bir parçası olmuştur. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının önemli isimlerinden Ahmet Hamdi Tanpınar ve Necip Fazıl Kısakürek, şiirlerinde zaman kavramını derin imajlar ve anlam derinliği içerisinde kullanırlar. Bu bağlamda Tanpınar’ın “Ne İçindeyim Zamanın” ve Kısakürek’in “Tam Otuz Yıl” adlı şiirleri irdelenecektir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, şiirlerinde varlık/varoluş problemi üzerinde hassasiyetle durur. Özellikle bunu zaman ve rüya çerçevesinde ele alır. O, bazı şiirlerinde mekânı da bu kavramlarla birlikte işler. “Tanpınar’ın çoğu şiirinde bir dinginlik, kapalılık, kaçış ya da arayış vardır. Tüm bu etkenler, şairdeki yalnızlık hissinin şiirlerine yansımasına sebep olur. Varlığın özünü aramak, onu, şiir estetiğinin merkezindeki rüyaya yönlendirir. Gerçekliğin ötesine taşan bu anlayış, beraberinde çaresizliği getirir. Çünkü şair, aradığı şeyin gerçekliğinden ya da varlığından dahi emin değildir.” (Evis, 2017: 198). Şair, varlığın zaman karşısında çaresiz kaldığını, zamanın eşya ve varlığın ötesinde olduğunu düşünür:

Tanpınar’ın “Ne İçindeyim Zamanın” şiiri, şiir hâlini, kozmosla insanın birleşmesini nakleder ki bir çeşit murakabe (içine dalma) ve rüya halidir. (Enginün, Kerman, 2007: 23). Şiirin ilk dizelerinde bir zaman problemi ile karşılaşılır. Zamanda yer alabilme ile yaşamda var olabilme arasında paralellik vardır:

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre, geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında (Tanpınar, 1999: 19).

Tanpınar, bu şiirinde varlık olarak insanı ele alarak bireyin zaman içindeki konumuna dikkat çeker. Şair, zamanda yer edinemeyişini varoluşsal bir problem olarak irdeler. Tanpınar’daki zaman-varlık ilişkisi, Bergson’un “durée/süre” anlayışına bağlı olarak şekillenir. “Ancak zaman ile durée eş kavramlar değildir. Zaman, durée içerisinde bir parçadır; varlıkla var olur ve onunla kaybolur. Yani ölüm, varlığa son verirken zamanı da öldürür. Ancak durée/süre; devamlılığını korur, kaybolmaz. Tanpınar’ın ifadesiyle parçalanmaz bir akıştır.” (Evis, 2017: 199).

Ahmet Tanpınar’ın şiir estetiğinde Türk edebiyatından Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’in, Batı’dan ise Bergson’dan başka Charles Baudelaire, Paul Verlaine, Paul Valery, Stephan Mallerme ve Gerard de Nerval’in etkisi vardır. “Yazarın poetikasını oluşturmasında pay sahibi olan bu şairlerin edebî anlayışları incelendiğinde hemen hepsinin, nesnelden ziyade soyutu, ideolojik tutumdan çok şahsî düşünceyi merkeze aldıkları görülür. Bir başka ifadeyle şiir anlayışlarının odağında ferdiyetçilik ve sanatsal kaygı vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar’daki ‘mükemmele ulaşma’ düşüncesi ve ‘saf şiir’i yakalama çabası da söz konusu kaygıdan kaynaklanır.” (Evis, 2017: 196).

Tanpınar’a göre zamanın içinde yer almak için bir “an” içerisinde bir “hareket”in olması gerekir. Bergson bunu an + hareket = zaman formülü ile ifade eder. “Başka bir deyişle Bergson’a göre zaman, süresiz bir akış olan zamanın an cinsinden birimi ile hareket birleşince zaman kavramı ortaya çıkar. Yine bir başka deyişle zaman süresiz akışta eylemin bıraktığı diş izleridir.” (Kolcu, 2009: 313). Şair bu bakış açısında Bergson’dan etkilenmiştir. “Ne İçindeyim Zamanın” şiirinde bir “süresizlik” söz konusudur. Buna göre insan yekpâre, geniş ve parçalanamaz bir ânı kullanır. Kişi ancak yaşantılarıyla bunları “zaman”a çevirir. Bu zamansızlık hali kişinin kaosa sürüklenmesine sebep olabilir. Çünkü zamana giremeyen kişi, yaşama da giremez. Zamansızlık insan için adeta bir çığlıktır.[1] Bu, neticede bir varoluş meselesidir.

Kişinin zamansızlık ile varlığın, eşyanın dışında kalması söz konusudur. Tanpınar, varlığın zamanla ilişkisini irdelerken zaman sorunsalıyla yüz yüze gelir. Tanpınar, insanın zamansız olduğu için zamanın dışında, zamanlı olduğu için zamanın içinde olduğu düşüncesindedir. “Bu belirsizliğe ilgili şiirin ilk iki mısraında işaret eden Tanpınar, insan ve zaman fenomenlerinin aykırılığını vurgular. İnsanın zaman karşısındaki konumunu ortaya koymaya çalışan şair, insan ve zaman ilişkisinden abesle çıkar. İnsanın zaman karşısındaki bu aradalığının yol açtığı belirsizlik, üçüncü mısradaki Yekpâre, geniş bir anın / Parçalanmaz akışında ibaresiyle her ne kadar çözülmeye çalışılırsa çalışılsın Tanpınar’ın şiirinde zaman bir problem olmaktan çıkmayacaktır.” (Özcan, 2012: 77).

Şiirin devamında kendini bir garip rüya halinde hisseden anlatıcı, varlıkları belli belirsiz olarak algılar. Bireyin adeta biçimsiz bir mekânda yer aldığı, hatta mekânsızlığa sürüklendiği görülür. Zamanda kendisini bir noktaya koyamayan kişi, aynı problemi mekânda da yaşar, hatta bu durumu “tüy” imgesiyle verir:

Bir garip rüya rengiyle

Uyuşmuş gibi her şekil,

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil. (Tanpınar, 1999: 19).

Şiirin ben anlatıcısı, sonraki dizelerde zaman problemini ve varoluşsal kaygıyı dile getirmek için yer yer somutlama yapar. Başını sükûtu öğüten uçsuz bucaksız değirmene benzeten şair, derviş imgesiyle de bu anlatımı destekler. Maddi olandan sıyrılma ile zamanda yer alamama izleklerinin iç içe ele alındığı şiirde şair adeta mistik bir yapı sergiler. Şiirin bütününde hareketle özdeşleşen bu mistik deneyimin verdiği sevinç, kendini hissettirir. Tanpınar bir mistik değildir. Fakat bu şiirinde, Bergson’un duree kavramı aracılığı ile mistik deneyimi söz konusu eder. Şiirlerinin bütününde de şahsi zaman algısı, şahsi hayalleriyle birlikte, kendi iç yaşantısını dile getirirken ortaya çıkar.” (Yuva, 2009: 1697).

Başım sükûtu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız, postsuz bir derviş. (Tanpınar, 1999: 19).

Şair, “an”ın içinde yer almayı sonsuzlukla birlikte algılar. Bundan dolayı dünyanın kökü kendisinde olan bir sarmaşık olduğunu sezmektedir. Tanpınar, an içinde bulunarak, sonsuz hayatın kaynağıyla birleşmiş olmaktadır. Bunu, mutlak huzuru sembolize eden “mavi ışık” imgesi izler. Masmavi bir ışığın ortasında yüzdüğünü söyleyen şair, adeta mistik bir deneyimi tasvir etmektedir. (Yuva, 2009: 1697).

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya sezmekteyim

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim. (Tanpınar, 1999: 19).

Yukarıdaki dizelerde geçen sarmaşık imgesiyle bir “an”a tutunabilmeyi, yani zamanı yakalamayı irdelemek ister. Şair, şiirin bütününde “an”ı yakalamak için soyut anlatıma ağırlık verir. “Dünyevi değerlerin insana bir sarmaşık gibi kök salması, dünya ile insanın iç içe geçtiğini, yaşamın insanı çepecevre sardığını imler. Şair, sarmaşık, kök, dünya ve insan arasında çağrışımsal değerler oluşturur. Kök ve sarmaşık sözcükleri çağrışımsal anlamda bütünleşrnek, kavuşmak, sarmak, sarmalanmak gibi anlamsal değerler çağrıştırırken, ben ve dünya ise evrene anlam katan en önemli iki değer olarak ortaya konur.” (Şahin, 401: 2015). Ahmet Hamdi Tanpınar, bu şiirinde zaman ve mekândan soyutlanmış bir anlam dünyası oluşturarak kişinin varlığa bir rüya âlemi içerisinde bakışını irdeler.

Necip Fazıl Kısakürek şiirlerinde,  Allah, yaşam, ölüm, insan, dünya, hakikat, zaman, inanç, akıl, ayna gibi kavramları çokça kullanır. “Necip Fazıl’ın anlam anlayışının yapısı temelde hep aynı kalmıştır. Soyut ve gizemci, kapalı ve sezgisel duyuşu gerektiren, şiirin yüzey yapısından çok derin yapısında oluşan ve buna bağlı olarak yatay bir okumayı değil, dikey bir okumayı da gerektiren bir anlam yapısını başından sonuna kadar bilinçli olarak sürdürdüğünü söylemek mümkündür.” (Reyhanoğulları, 2018: 176).

Kısakürek birçok şiirinde zaman mefhumunu psikolojik yaralanmalar ile birlikte irdeler. O, zaman ile mekân arasında kalan bireyin çıkmazlarını dile getirir. “Bu Yağmur” şiirinde “Bu yağmur, bu yağmur, bir gün dinince, / Aynalar yüzümü tanımaz olur.” (Çile, s.300) diyen şair, aynanın kişinin yüzünü tanıyamamasının müsebbibi olarak zamanı gösterir. “Geliyorum” şiirinde “Zaman kesik ve çabuk” (Çile, s.135).diyen şair, zamandaki kırılmalardan söz eder.  “Zindandan Mehmed’e Mektup” şiirinde “Karıştır çayını zaman erisin; / Köpük köpük, duman duman erisin!” dizelerinde zaman ile çay arasında trajik bir anlam ilişkisi kurarak işler. “Çile” şiirinde “Bu nasıl bir dünya hikâyesi zor; / Mekânı bir satıh, zamanı vehim.” (Çile, s.17). ifadelerinde dünyayı zaman ve mekân bağlamında ele alır. “İnsan” adlı şiirde insanın yaşam-ölüm trajedisi çizilir. “Bir bölünmez ki insan, onu zaman bölüyor, / İnsan her an dirilip, her saniye ölüyor…” (Çile, s.102). dizelerinde zamanın insan için trajik bir kavram olduğu görülür. “Zaman” adlı şiirde “Zaman her yerde ve / Her şeyin içinde” (Çile, s.267) diyen şair zamanın yaşamdaki yerini dile getirir. “Muhasebe” şiirinde “Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?” (Çile, s.404) ifadesinde ise kişinin zaman girdabında kaybolmaya mahkum olduğu belirtilir.

Kısakürek, “Tam Otuz Yıl” adlı şiirinde zaman anlayışını farklı bir düzlemde verir. Şair, bu şiirde zamanda yer alamayışını, hayatın ve yaratılışın anlamını idrak edemeyişini irdelemek ister:

Tam otuz yıl saatim işlemiş ben durmuşum;

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.  (Tam Otuz Yıl, Çile, s.35).

Bu şiirinde otuz yıl saatinin çalıştığını ancak kendisinin durduğunu söyleyen şair, adeta bir “yeniden doğuş”u haber verir. Bu yeniden doğuş, kendisi için saatin sıfırdan başlaması gibidir. 1934’te bir Nakşî şeyhi olan Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan onun yaşamında ve sanatında önemli değişimler olur. Kısakürek, Arvâsî ile Eyüp Sultan’daki Kaşgari Tekkesi Camisi’ndeki sohbetleri ile önemli bir zihniyet dönüşümü yaşar. Necip Fazıl, kendi hayatını dile getirdiği O ve Ben adlı eserinde hayatını üç devreye ayırır: 1. Onu Tanıyıncaya Kadar, 2. Onu Tanıdıktan Sonra, 3. O Günden Beri.

Özellikle Abdülhakim Arvâsî ile tanıştığı 1934 yılından sonra sanatını “Allah’a adayan” Kısakürek, şiirlerinde dini, tasavvufi, mistik ve metafizik kelimeleri daha çok kullanmaya başlar. “O güne kadar daha çok ferdi tahassüslerini ve çıkmazlarını dile getiren şair, bu tanışmadan sonra dini ve metafizik yönelimli bir şiir anlayışını tercih etmiştir.” (Özcan, 2014: 59).

Necip Fazıl, Abdülhakim Arvâsî Efendi ile karşılaşınca içinde bulunduğu kaotik yapıdan kurtulur. Şairin geçirdiği bu dönüşümü, analitik psikolojinin kurucusu Jung’un arketip kuramına göre ifade etmek mümkündür. Jung, “kolektif bilinçaltı” olarak adlandırdığı insan zihninin bir bölgesinde çeşitli arketiplerin bulunduğu ve bu arketiplerin insan yaşamının her alanında yeniden üretildiğini dile getirir. (Bilgin, 2015: 155). Kısakürek, Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra, büyük bir değişim göstererek “Çile” şiirindeki kişi haline gelir. Çünkü, Arvasî ile tanışmasından sonraki zaman onu madde-mana tezadında manaya, dolayısıyla Allah’a yöneltir.

“Tam Otuz Yıl” şiirinde geçen “durmak” ve “habersiz” ifadeleri zamana giremeyişin anlam dairesini oluşturur. Durmak, hareketsizlik anlamındadır. Şiirde “saatim işlemiş ben durmuşum” diyen şair, bu durağanlıkla zamanda yer alamadığını ifade eder. Burada Kısakürek’in zaman anlayışının Tanpınar’la aynı olduğu söylenemez. Kısakürek’te farklı kullanımlarla birlikte tasavvufi bakış da yer alır. Kısakürek bunu yer yer ontolojik bir yapıya büründürür. Ontolojik aşıdan bakıldığında, bireyin varoluşu için zamanda yer alması gerekir. Heidegger, Varlık ve Zaman adlı eserinde[2], Dasein’ın (insan varlığının) günlük hayatındaki varlık yapısını ortaya koymaya çalışır. Bu bağlamda, “Varlığın Anlamı Nedir?” sorusuna cevap arar. Kısaca varlığın ontolojik temelinde zamanın önemi büyüktür. “Varlığı ortaya çıkaran, onu aydınlatan, belirgin yapan ve gizemini ortadan kaldıran nedir? Bu sorunun cevabı Heidegger’e göre, “Zaman”dır. “Varolan”, zamansal olandır. (Çüçen, 2003: 109).

Sonuçta, insanın dünya üzerindeki ontolojik durumu birçok varlık ve kavramla ilişkilidir. Bu kavramlardan biri de zamandır. Sanat dünyasında, özellikle şiir türünde, zaman döngüsel bağlamda anlam derinliği oluşturmada önemlidir. Tanpınar’ın şiir estetiğinin temelinde yer alan mefhumlardan olan zaman, bireyin varoluş sürecinin ve mekânda yer alışının da önemli bir unsurudur. Onun “Ne İçindeyim Zamanın” şiiri, bireyin kozmosla ilişkisini rüya hali içerisinde verir. Bergson’un sezgici bakış açısını ve zaman anlayışından etkilenen şair, bir süresizlik ve belirsizlik içinde kalır. Necip Fazıl Kısakürek de zamanı farklı bağlamlarda ele alır.  “Tam Otuz Yıl” adlı şiirinde “saatim işlemiş ben durmuşum” diyen şair, otuz yıl boyunca zaman ve hayatın içerisine giremediğini irdelemek ister. Onu zamana bağlayan olay 1934’te Abdülhakîm Arvâsî ile tanışmasıdır. Bu tanıma onun için adeta bir yeniden doğuş, bir başlangıçtır. Çünkü, Arvasî ile tanışmasından sonraki zaman onu madde-mana tezadında manaya, dolayısıyla Allah’a yöneltir.

KAYNAKLAR

AKARSU, Bedia (Tarihsiz), Felsefe Terimleri Sözlüğü, İstanbul: İnkılap Kitabevi.

ÇÜÇEN, A. Kadir (2003), Heidegger’de Varlık ve Zaman, Bursa: Asa Kitabevi.

ENGİNÜN, İnci; KERMAN, Zeynep (2007), Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, İstanbul: Dergâh Yayınları.

EVİS, Ahmet (2017), Ahmet Hamdi Tanpınar Şiirlerinde Varoluşsal Problem ve Yalnızlık, SUTAD, Bahar 2017; (41): 195-212.

GÜNGÖR, Bilgin (2015), Necip Fazıl Kısakürek’in “Muhasebe” Adlı Şiirinde Yeniden Doğuş Arketipi, Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 37, Nisan 2015.

HEİDEGGER, Martin (1996), Varlık ve Zaman, (Being and Time), trans. by J. Stanbaugh, New York: State University of New York Press.

KARABULUT, Mustafa (2019), Üslûpbilim (Stilistik) ve Necip Fazıl Kısakürek’in Şiirleri Üzerinde Stilistik Bir İnceleme, Ankara: Akçağ Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl ( 2006), Çile, İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

KOLCU, Ali İhsan (2006), Zamana Düşen Çığlık (Tanpınar’ın Şiirinin Epistemolojik Temelleri – Tanpınar’ın Şiir Estetiği, Erzurum: Salkımsöğüt Yayınları.

KOLCU, Ali İhsan (2009), Cumhuriyet Edebiyatı -I- Şiir, Erzurum: Salkımsöğüt Yayınevi.

ÖZCAN, Tarık (2012), Tanpınar’ın Şiirlerinde Zaman Anlayışı‛, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C XXII (1): 75-84.

ÖZCAN, Tarık (2014), Necip Fazıl Kısakürek Şiirinin 1934 Öncesi ve Sonrası Bileşenleri, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, Sayı:11, Ocak-Haziran 2014.

REYHANOĞULLARI, Gökhan (2018), Necip Fazıl Kısakürek’in Poetikasını “Şiirde Anlam Sorunu” Bağlamında Okumak: Anlam’ın “Ben” Döngüsü, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türkoloji Dergisi, 22, 1 (2018) 155-183.

ŞAHİN, Veysel (2015), Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Şiirlerinde İmge, 7. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu Bildirileri, Fırat Üniversitesi, Elâzığ, 16-18 Ekim 2014, Cilt II.

TANPINAR, Ahmet Hamdi (1999), Şiirler, İstanbul: Y.K.Y.

YUVA, Hümeyra (2009), Türk Şiirinde Zaman Teminin Değişimi, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4 /1-II Winter 2009


[1] Ali İhsan Kolcu, İnsan-zaman ilişkisini veya kişinin zamandaki konumunu Tanpınar eksenli irdeler. Bkz. Zamana Düşen Çığlık (Tanpınar’ın Şiirinin Epistemolojik Temelleri – Tanpınar’ın Şiir Estetiği, Salkımsöğüt Yayınları, Erzurum 2006.

[2] Bkz. Heidegger, Martin. Varlık ve Zaman, (Being and Time), trans. by J. Stanbaugh, New York: State University of New York Press, 1996.

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz