Yurdunu Kaybeden Adam/ Fatih OĞHAN

Türk Dünyasının büyük edebiyatçısı Cengiz Dağcı  eserlerinde Kırım ve Kırım Türklerinin durumunu  öyle bir işlemiş ki duygulanmamanız hislenmemeniz imkansız. Kırım Türklerinin yaşadığı felaketlerin canlı tanığı olması,  eserlerini okuyanları da konuya dahil ediyor ve en katı yüreklerde bile ses  bulmasına neden oluyor. Savaşın acı yüzüne hem Ruslar tarafında hem Almanlar tarafından şahitlik etmesi özellikle “Yurdunu Kaybeden Adam” eserinde daha başka hissediliyor.

Cengiz Dağcı, Kırım topraklarını işgal eden Rusların tarafında mecburiyetten savaşa katılmak zorunda kalmış burada arkadaşlarını dostlarını kaybetmiş ardından esir düştüğü Almanların elinde esir kamplarının acı yüzüne tanıklık etmiştir. Esir kamplarında Almanların uyguladıkları vahşeti bizzat yaşamış zulümlerine katlanmak zorunda kalmıştır. Sonraki yıllarda Almanların esir Türkistanlılardan oluşturduğu Türkistan Lejyonlarına dahil edilmiş ve romanı “Yurdunu Kaybeden Adam” da bu konuyu işlemiştir. Evinden yurdundan edilmiş Sadık Kemal romanın kahramı vatan hasreti ile birgün vatanının hürriyetini  görme arzusu yüreğinde çarpan Kırım Türk’ü bir subay. Önce Sovyet Emperyalizm’in dişlileri arasında ezilmiş şimdi de  Alman  esir kampında Almanların insanlık dışı uygulamalarına maruz kalan Sadık Kemal.

1942 yılı baharında Almanlar Türk esirlerinden Türkistan lejyonu oluşturmaya başlamışlardı. Kahramanımız Sadık Kemal de bu lejyonlara dahil edilmiş  daha sonra Kızıl Orduda Subay olan Sadık Kemal, Türkistan Lejyonunda Lejyon kumandanı  tarafından artık Subay olarak görev yapacağı  emri ile yeni görevine başlamıştı. Lejyonda Subay eğitimini tamamladıktan sonra Lejyon Kumandanı tarafından çağrılmış iki hafta Kırım’a ailesini görmek için izin verdiğini   söylemiş  gitmeden öncede Varşova’ya gelen esirleri iyi Almanca bilmesinden dolayı onun karşılamasını istemişti. Varşovaya doğru yanına aldığı Ahmet Akın ile birlikle yola çıkmışlar yolda halkın Alman üniformalı kahramanımıza davranışları ve tabi ki Marya ile ilk karşılaşmaları romanın başında yazarın bize anlattıklarıdır.

Varşova görevini tamamlaması ile birlikte yurduna doğru yola çıkışı, yolda gördükleri karşılaştığı insanlar ile diyalogları sizi o anın içine katıyor. Yurduna varışı öldüğü söylenen ve ailesinin ardından mevlitler okuduttuğu Sadık’ın ailesi ile kavuşması onlardan yokluğunda yaşananları başlarına gelenleri öğrenmesi,  şaşkınlıkları. Kardeşinin Kızıl Orduya katılıp abisinin  ve Kırımlıların intikamını almak için mücadele ettiğini öğrenmesi. Babasından Sadık’ı yanına çağırarak başbaşa görüşmeleri ve şimdiye kadar Babasından duymadıkları duyması bundan sonra  yüreğinin daha bir yanması dağlanması. Kardeşi ile Ormanda temas kurması kendi gamalı haç üniformada kardeşi kızıl yıldızlı üniformada ikisi de Kırımın kurtuluşu için bir dala sarılmış Kırım gençlerinin garip,acı ve hüzünleri durumlaı  ve Sadık’ın Kırımı Kırımlı gençlerin düştüğü bu hale isyanı iki emperyal canavarın ailenin fertlerini ne hale sokduğunu görmesinin acı manazarası.

Vatanı Kırımın  acı durumu, ailesinin ve milletini acıklı halini arkasında bırakan Sadık’ın tekrar iznin bitimi ile birlikte Lejyona dönüşü ve dönmesi ile birlikte SS kıtalarına katılıp savaşa dahil olmak üzere yola düşeceklerinin emrini alması ve yolda başlarından geçenler hayallerinde Almanların oluşturduğu bu Türkistan Lejyonlarının bir gün Türkistan ordusu olup Türk milleti için mücadele edeceği ülkelerine hürriyet getireceklerinin düşleini  kurmaları.

Doğu cephesine doğru hareket devam ederken Almanların Türklere karşı tutumlarının yavaş yavaş değişmesi ve artık SS’lerin Türk kıtalarına güven duymamaları, Sadık’ın bağlı olduğu birliğin köyde geçirdiği vakitler bu arada Marya ile mektuplaşan Sadık’ın Marya ile bu köyde karşılaşması. Almanlar ile Sovyetler arasında kapışma da artık sona gelinmiş Hitler kabul etmese ve insanları ölüme göndermeye devam etsede savaşın akibeti yavaş yavaş ortaya çıkmakta ve Sovyetler bu kanlı savaşı kazanmak üzere…Bu arada savaşın gidişatına yönelik  Sadık’ın Marya ile yaptığı planlar Lejyondan kaçmak üzere kurduğu senaryolar ve kaçış. Savaştan, acıdan, kederden kaçış  yine yolda başlarına gelen kapkara olaylar Marya’nın yolda ölümü Sadık’ın hayatta küsmesi. Kaçış hep kaçış savaştan vatanına milletine fayda getirmeyecek ömrünü tüketecek savaştan kaçmak için Polonya’nın kurtuluş mücadelesine  katılan Polonyalılar ile İngiliz birliklerine katılmak için İtalya’ya gidişi burada bir fırsatını bulup aklına koyduğu kaçışı gerçekleştirmesi hürriyetine kavuşması romanda Cengiz Dağcı ustalığı ile okuyucuya sunuluyor.

Yazar romanın en sonunda hürriyetine kavuşan kahramanın Roma’da  bir otel odasında yalnız başına hayatının muhasebesini yaparken  “Yurdunu kaybeden adam için hürriyetin bile bir manası kalmadığını şimdi anlıyorum. İçinde doğduğum, gülüp oynadığımı yerlerde benim dilim konuşulmuyor artık. Bir zamanlar, o topraklarda dilimi konuşan insanların ne olduklarını da bilmiyorum. Son fırtına, ağacı devirdi.Bizler, uçurduğu birkaç yaprak, boşlukta yolunu şaşırmış, ümitsiz ve şaşkın, meçhul bir geleceğe doğru, yalpa vurup duruyoruz” diyerek de Kırımın halini perişanlığını vurguluyor.İsmail Gaspiralı’den, Numan Çelebicihan’a ve günümüzde Mustafa Abdülcemil  Kırımoğlu ile Kırım hürriyet mücadelesine devam eden Vatansız Kırım Türklerinin sesi soluğu olan kör sağır dilsiz dünyaya bir çığlık olan bu eser  her Türk gencinin okuması soydaşlarının başına gelenlerden ders alması gereken bir eser.

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz