OĞUZ ATAY İLE SATIR ARASI SOHBETLER ERCAN SAYLAN

                                      

Sonunda bana bunu da yaptırdınız ya… Kimse beni anlamıyorsa ya da istediğim gibi anlayamıyorsa…

            Bu yazımda Oğuz ATAY’ın düşünsel evrenine ve romanlarındaki konulara kısaca değineceğim. Oğuz ATAY neden yazmak girişiminde bulundu, neyi, neden yazdı gibi  temel sorular ve kurguları hakkında  yorum sahibi olabileceğimiz şekilde  bilgilendirme yapacağım. Bu sebeple yazının giriş cümlesi “Günlük” eserinin girişinden alıntılandı.

Oğuz ATAY edebiyatımızı bambaşka bir boyuta taşıyan isimdir. Ülkedeki postmodern romanın en başarılı uygulayıcılarındandır.

Bir başkaldırı olarak postmodern roman Oğuz ATAY’ın kimliğine de uyar ve tamamlar birbirlerini.

Oğuz  ATAY “Günlük” adlı eserine bu sözle başlar ve tek amacı anlaşılabilmektir aslında.

Bireyin var olabilme sürecinde “ben olabilme” kavgasının biraz anksiyetik biraz şizofrenik kurmacalarından çıkar eserleri.

Madem beni anlamıyorsunuz o halde bende kendi(leri)mle konuşur ve bir çıkar yol bulurum elbette diyor yazar.

Ama bunda da başarılı olamadığını “Tutunamayanlar” eserinde satırlar arasından şöyle fısıldar;” – Bana yaşamayı öğretmediler. Daha doğrusu, bana her şeyin öğrenilerek yaşanacağını öğrettiler. Yaşanırken öğrenileceğini öğretmediler. Ben de kolayca razı oldum bana öğretilen bu yanlışlara. İnsan, kendi bulurmuş doğru yolu. Ben bulamazdım. Bana, başkalarına gösterdikleri basmakalıp yolları öğrettiler. Başka türlü bir itinayla tutmalıydılar beni. Daha fazla değil, farklı.”

Satırlar arasından bir sitem yükselir tüm insanlığı töhmet altında bırakan bir feryat. Neden sizin gibi değilim neden anlatmak istediklerimi kimse dinlemiyor oysa insan anlatmak istiyor benim tek amacım  “ Here I come ulan”(Tehlikeli Oyunlar) demekti.

Tek amacı anlaşılmak olan yazarın tüm kitapları bizlere isyan ile geçer. Çünkü ilk kitabı anlaşılamadığı için bir türlü basılmaz. Buna kırgın ve kızgındır ama yine de, aslında kaybeden tarafta yani “homodisconnectus” tarafında olması gerekirken sırf bizlerle aynı olabilmek için kazanan(aslında kaybeden) tarafta saf tutar Oğuz Atay.

Bunu da başaramaz aslında gönlü Selim IŞIKLA atar ama Turgut ÖZBEN olur ancak ailesinden kaçar Olric’e sığınır en büyük başkaldırı olarak intiharı seçemez bunun yerine sorunlarından kaçan her insan gibi SELİM’den uzaklaşır.

Selim karakteri kaybeden peygamber olan Hz. İsa’yı temsil eder nasıl ki çarmıha gerilip öldürülmesinde bile davasını savunmuş buna rağmen susmayı tercih etmişse de, Oğuz Atay’da çarmıha gerilen kitabının arkasındadır.

   Zira Oğuz Atay’ın eserlerinde fon karakterler intihar eder çünkü o maskeli baloya maskesini unutup gelendir.

Ama Oğuz ATAY başkarakterdir çünkü anlaşılabileceğine inanıyor. Sıradan insanlar kategorisine girecektir elbet bu yüzden TURGUT ÖZBEN olur hatta Hikmet Benol olması gerekirken Albay. Oysa ikinci benliği satırlardan isyanını şöyle haykırır artık! “Beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum.”

Sabırsızdır bir an önce birileri gelip beni anlasın diye çırpınıp durur ama istediğine bir türlü ulaşamaz, kırgındır bu yüzden insanlara. Susmayı yeğler çoğu yerde bu sebeple” Çok şey vardı anlatacak yüzden sustum. Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı. Sen duydun mu sustuklarımı ?”  diye içe kapanışını itiraf eder biraz kızgın biraz kırgın ama daha çok yalnızlık hissiyatı içerisinde.

Ama bunda da rahat edemez ” kafamın içi cam kırıklarıyla dolu doktor bu yüzden beynimin her hareketimde düşüncelerim acıyor anlıyor musun ?” diyor yazar.

Kafasındaki milyonlarca soru işareti milyarlarca anlaşılamamanın serzenişi yiyip bitiriyor.

Oysa ben buradayım demişti Tehlikeli Oyunları’nda. İstanbul’da koltuğunun altında kitabı ile basım evi gezdiği günleri unutmaz. Yeniyi edebiyata sokmaktır amacı ama anlaşılamaz” bir entelektüelin intiharı romanı.”

“Lanet olası her şeyi ciddiye alışım yok mu?” diyerek öz eleştirisini de yapıyor çünkü o kitap yazmayı okuyucuya bir şeyler fısıldamayı doğru olanı göstermeyi istiyor başaramadığından olsa gerek fon karakterler intiharı seçiyor “ben aslında intihar etmeyecektim Albay’ım tutamadı beni. Diyor. Hepimiz birer Albay olarak tutamıyoruz Hikmetleri haliyle “Tutunamayanlar” oluyorlar ellerimizin elinden boşluğa kayarken.

Oysa tutunamayanlar pek zararlı değildir en fazla evinizi sizden daha çok sahiplenirler (!)  Çünkü ilgiye alakaya muhtaçtırlar, çünkü yalnızlığı damarlarındaki kanın akışı gibi salise salise yaşamışlardır.

Ama kendi olmanın gururu ve dışlanmışlığını da titreyerek iliklerine kadar yaşarlar.

            Oğuz ATAY’ın satırlarından haykırarak çıkan en büyük konu ise bireyselleşme kendin olabilmektir. Bakın nasıl söylüyor bunu yazar bize;” İnsanlar diyorum Olric.. Seni sen yapan özellikleri severler. Sonra da onu senden alıp seni değiştirmeye çalışırlar.”

Değişmeye, kendiliğinden vazgeçip sevgilileşmeye, anneleşmeye, babalaşmaya, arkadaşlaşmaya karşıdır Oğuz Atay. Çünkü insan sadece öz benliğiyle var olmalıdır.

Bu sebeple Tehlikeli Oyunlar ’da Hikmet paramparça olur I. Hikmet II. Hikmetle çatışır III. Hikmet tüm Hikmetlerle… Bölünmüştür bir yandan Sevgi bir yandan Bilge bir yandan Albay bir yandan eşya Hikmet’i bir daha toparlanamaz hale sokmuştur kim olduğunu bilemeyen kişilik bölünmesiyle kalakalmıştır çıkar yol bulamaz bir türlü ve kaçar kendi(leri)nden kaçar Bilge’ye sarılır Sevgi’den ayrılır ama  BENOL’amaz…

Oğuz Atay’da bir türlü ben olamaz sürekli eleştirdiği burjuvanın içine karışmak hayaliyle dolanır hatta kitaplarını yazabilmek adına içlerine girer, tutunanlarla sohbet eder sonrasında kitaplarında onları işler.

Sonrasın da karar veremez kim olduğuna, bu yüzden kendine kızar “anlamıyorum oyun nerde bitiyor hayat nerde başlıyor hiç anlamıyorum.”

Bu anlaşılamamak duygusu bu yalnızlıkla beraber “ben tavan arasındayım sevgilim” diyor artık yazdıklarıyla düşünceleriyle tavan arasına kısılmış üzerinden örümcekler, kalbinden hayaller yerine hamamböcekleri çıkıyordur. Okuyucuları sevgilisidir bundan olsa gerek “seni çok mu yalnız bıraktılar” diyor sevgilisi Atay’a…

Oğuz ATAY aslında insanlara inanılmaz bir kin de duyar.  Kendini anlamayanlar sürüsü olarak gördüğü topluluğa şöyle bir yorumlama getirir. Ne çok şey biliyorlar Olric? Herkes işine geleni biliyor efendimiz.”

Peki, bu anlaşılamama da Oğuz Atay’ın bir suçu yok mu?

Elbette var evvela Türkiye’de postmodern roman tam olarak bilinmiyordu, bir anda tüm kuralları yırtıp atmak kolay değildi. Kendisinin dediği gibi “ben Hacivat Karagöz değilim ben bir kukla oyunundan ibaret değilim.” lafına karşı halk hala kültürünü yaşıyordu batı edebiyatına henüz alışamamıştı.

Postmodernizm ise konferansa şort üzeri kıravatla çıkmak gibi bir şeydi.

Kendi suçunu da itiraf ediyor ;”Anlamasan da olur. Kimse anlamasa da olur. Gerçek hürriyet budur. Ben anlıyorum. Anlatamasam da olur.

Bu sessiz bir iç çekiş ve sessizce içe çekiliş Oğuz Atay’ı Oğuz Atay yapan en büyük etmendir.

            Ama yine de ısrarla bizi bekler ısrarla anlaşılmak ister. Bu sebepten olacak ki kitap yazmaktan çok sizin karşınızdaymış sizinle sohbet ediyormuşçasına yazar kitaplarını.

Ve bakın ne diyor son söz olarak” ben buradayım okuyucum sen neredesin?” böyle bitiyor kitabı. Sizce de artık biz de buradayız Sayın ATAY seni anlamaya ve yalnızlığını paylaşmaya geldik demenin vakti değil mi?

Yorum Yaz