KÜTTAB’IN KETEBEYE DÖNÜŞEN HİKÂYESİ / Semih TEMİZ

O kalemle yazmayı öğretendir, insana bilmediğini öğretendir

Gölgesinde umudu yudumladığımız bir dünyadan geçiyoruz. Ömür künyesi taşıyan insanların yüzlerindeki
öykülerini okuyarak. Hayamıza dair yolculuğumuz bir tren garında yahut bir vapur penceresinde başlıyor.
Bir bilet kesip gözlerimizin menzilinde açan çile çiçeğini avcumuzda bir gelecek risalesi olarak taşıyoruz.
Dünya beldesindeki İnsanlığın hakikat ışığına hoş bir seda ile tutunabilmesi için nefesimizin iki dünyalık
baharına mürekkepten tohumlar ekiyoruz. Bir çi gözün hikâyesine şahitlik ediyor bir cami avlusunda
kalbimizin zikriyle okuduğumuz hakika bizlere anlatan kitap. Kanatlarıyla ikrâ’mıza şahitlik eden ketuberler
selam veriyor masumiyen beyaz yüzlü ikramıyla bize.
Düşümüzün koridorlarında gölgemizi aralıyor ilmin ışığı. Hakikan özünden süzülen kelimeleri bir ebruli
rahyasıyla şuur mazmunlarıyla koparıp zihnimizin hilkane ilim yayan bir koku olarak bırakıyoruz. İşte o
zaman başlıyor küabın “Ketebe’ye dönüşen tatlı hikâyesi.
Benliğin öz bahçesinde her kitap önce parmak izini mürekkebe katan ellerin öyküsünü merak ederek
okunmaya başlar. Ruhun sancısından süzülen o şehrazet şirazesi ömrün sükûn çağından bir düş olarak
yankılanır. Öykünerek var olan bir ömrün ebedi inşirahında yankılanan o ses zihnimizde kimi an bir daüssıla
sohbedir, kimi an bir serencam yağmurudur. O nefes ki bize Rahman ve Rahim olandan armağandır.
Zihnin hülya eşiğinde bir körpe köprüdür küabın elinden süzülen yazı. Bir nefis terbiyesidir diğer sayfaya
geçerken kitabın kalbinde kalan o bakış. Hâk diyerek başladığın her yolda Hızır duası bilen bir diriliş eri
karşılar seni. Alparslan’ın Anadolu’ya ağı ilk adımı okuyan, Diyarbakır’da surlarda kanlarıyla şüheda
öyküsü yazan şehitleri bilen. Bir sesr okuyabilmek. Evvelden gelen bir mektubun gönülde demlenip de
geleceğe taşınması. Bir şifahanedir derdin lokman diline bürünüp anlalması. Zihnin ve ilmin sadakasıdır
kapağı aralanan her kitap. Küapların en sevdiği koku değil mi mürekkep ve kâğıdın efvah’ı ezel’den beri
buluşması. Lakin toz tutmayan kelimeler yarına taşınan şifa reçeteleridir gönül bahçemizde inşa eğimiz.
Hem kendini hem de kenni şifahaneye dönüştürür o hikemi duruş. Nefsin içinde kıyılan ölü fikirleri temizler.
İnsanın içine sıcaklık verir. Cehale öğüten bir değirmenin içerisinde bir ilim ışığıdır payımıza düşen… Her
asude zamanda bir cephedir kalem. Kelam surlarında emniyet ile hâkimiyet kazanan ve bayrağına şuuruna
davasına ve davasının erlerine selam duran. Kitaplarında kalpleri ve ömürleri vardır. Yılların özünü taşıyan
kelimeler kalp aşlarımıza bir şeyler söyler ömür eksikliğimize yılların parçalarını ekler. Öyle bir konuşur ki
biz susarız beynimizin sesi vurgulanır. Yıllar öncesinde görmek istediğimiz bir insanın şimdiki vakn
vukusunda gördüğümüz yüzüdür kitap. Okuyan beyin kibarlık kazanır. İnsana insanlığa şuurlu bir kişi ve
erdemli bir kimlik sahibi olur. Her kitap Allah’ın emriyle oluşur. Allah’ın emriyle okunur ve Allah’ın verdiği
güçle çoğalır.

Not: Bu Metin İlk Olarak T.C.  Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Dergisinde Seçici Kurul Onayıyla Yayımlanmıştır.

Yorum Yaz