GÜNÜMÜZ GERÇEĞİ DEPREM FURKAN GÜNAŞAR

Günlerden cuma.. Akşam saatleri… Çoğu insan evinde; belki ailesiyle çay içiyor belki de arkadaşlarıyla dışarıda ya da misafirlikte… Kimi bütünleme sınavlarına çalışıyor kimi ekmeğinin peşinde kimi belki de kendine göre hayatını belirleyecek sınava çalışıyor.Kısacası herkes kendi hayat sinemasının herhangi bir sahnesinde olması gerektiği gibi rolünü oynuyor. Ta ki saat 20.55’i gösterene kadar.
Gelelim bana, ben de üniversite okuduğum için çoğu mühendislik öğrencisi gibi kütüphanede ertesi gün başlayacak olan bütünleme sınavlarıma çalışıyordum. Saatler 20.52 yi gösteriyordu sabahtan akşama kadar ertesi günki sınavıma çalışıyorum artık sonlara geldigimiz için herkes gibi, bir an önce dersleri en güzel şekilde verip mezun olup hayatıma devam etmeyi düşünüyordum. Kapının önüne hava almak için çıkmıştım. Hesapta 8 dakika ara verip saat 21.00’da tekrar derse başlayıp kütüphanenin kapanma saatine kadar(22.45) çalışıp kütüphane kapanınca da son minibüs veya otobüsle evime gidip uyuyacaktım. Gözüm dalmış, kütüphaneye boş gözlerle bakıyordum. Sanki bir şey bekliyor gibi… Solumda Atatürk Kültür Merkezi, sağımda F.Ü. Mühendislik Dekanlığı, karşımda 50 yıllık eski ve iki katlı bir kütüphane. Öncesinde bir ses koptu sonra hafiften sallandı ilk önce herkes gibi kıyamet sandım. Sonra ışıklar gitti ve sonrasında daha büyük bir şiddetle sarsıldık ve ayakta olmama rağmen neredeyse yere düşüyordum. O an yorgun olan beynim durmuş gibiydi ve sonrasında çok geçmeden deprem olduğunu anladım. Bağırışlar çağırışlar kaçışlar duyuldu. Bina sağlamdı. Çoğu sıvası dökülmesine rağmen içeride arkadaşlarım vardı. İlk etapta çıkmalarını bekledim ama, çıkmayınca tedirgin oldum sonra gözümün önünden geçti bütün sevdiklerim. Şoku atlatana kadar arkadaşlarım çıktı ve hatlar kesilmiş durumdaydı. Kimi aradıysam hat düşmüyordu. İnternet haberleşme programından ulaşmak geldi aklıma. Ailemi aradım. Dedemi ve anneannemi oturduğu kerpiç evden alıp kendi evime gittim. İlk iki gün ailemle ilgilenmem gerekiyordu sonrasında ise evde duramaz hale geldim.

Kendim inşaat mühendisliği öğrencisi olduğum için az çok oturduğum evin de sağlam olduğunu biliyordum. Sağlamdı ama, ben evde duramazdım. Çürük olduğu için değil tam tersi sağlam olduğu için duramazdım. İnsanlara yardım etmek gerekiyordu. Çevremde fazla insan olduğu için koordinasyonu sağlama konusunda pek de bir sıkıntım olmayacaktı. Etkinlik koordinatörü olduğum bölüm topluluğunun(FİMÜ) danışman hocası Dr.Mustafa TUNÇ koordinas-
yon grubumuza yazdı ”gençler ne duruyorsunuz nerede ihtiyaç varsa oraya gi-
delim maddi manevi destek sağlayalım” diye sağolsun kendisi her türlü araç ve maddi destekle yanımızda oldu. Sonrasında Kızılay’a katıldık. Kızılay’da herkes bizi konuşuyordu yaklaşık 50 kişilik ekibimizle her yerdeydik. Yemek dağıtımı olsun, kızılay deposunda yardım tırı indirmek olsun, kültür park koordinasyon merkezi olsun her türlü gereksinimde orada bulunmaya çalıştık ve hatta bir arkadaşım ben Kızılay deposunda tır indirirken geceye doğru beni aradı:”Nerdesin, ben evde huzurlu duramıyorum uyuyamıyorum ne gerekiyorsa yapalım.” dedi ve çağırdım yine bölümümüzden birkaç arkadaşımızla birlikte geldiler sabaha kadar katalitik soba ve tır indirdiler. Sonrasında ne oldu biliyor musunuz? O gece vicdan azabından uyuyamayan arkadaşım Mehmet Fatih POLAT, sabah beli ağrıdığı için hastaneye gittiğinde belini kırdığını öğrendi ve yaklaşık bir buçuk aydır evde yatıyor ve bu sefer bir fark var belinde çelik korse ile yatıyor ama huzurlu. Lafı uzatmadan sonrasında bölümüzün hocaları sessiz kalmayıp bize ulaştı ve ihtiyacı olan aileleri tespit etmemizi istedi. Sağ olsunlar yoğunluklarına rağmen, aileleri olmasına rağmen bizimle gece yarılarına kadar erzak giyim vb. dağıtımı yaptılar ve mart ayının ortasına geldik neredeyse bu insanlar halen daha yardım dağıtmaya devam ediyor. Sonrasında Basın Yayın Koordinatörü olduğum dergimizin Genel Yayın Yönetmeni Talat Bey beni aradı artık insani yardımların belirli bir seviyeye ulaştığını ve bizim çocukların, gençlerin eğitimini düşünmek zorunda olduğumuzu belirtti. Hiç düşünmeden ekibimizi kurduk ve sağolsun il dışından ve bizim burada kendi imkanlarımızla toparlamış olduğumuz kitap, defter, çanta, kalem, silgi gibi eğitim malzemelerini çadırkentlerdeki öğrencileri tespit ederek dağıtmaya başladık ve Elhamdulillah neredeyse bütün çadırkentlere ulaştık. Deprem sürecinde beraber çalıştığım Kızılay Gönüllülerine, Fırat Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğrenci Topluluğu Üye ve Gönüllü Hocalarımıza ve Telmih Gönüllülük Hareketi Gönüllülerine teşekkürü borç bilirim. Yazımın sonuna bir inşaat mühendisi adayı olarak değerli hocam Doç. Dr. Kürşat Esat ALYAMAÇ’IN sözüyle son vermek istiyorum. Ne akılsız fikirsiz cansız bina öldürür insanı ne de deprem öldürür, insanı yalnızca İNSAN öldürür. Vesselam…

Yorum Yaz