DEPREM KÜÇÜK ADAM VE O ÜSTÜN ÜSTÜNDAĞ

Elazığ… 24 Ocak… Saat 20:55…

Bu saate kadar hayat normal akışında devam ediyordu. Kimi evine dönüyordu, kimi akşam gezmesine çıkmış ve kimi de haftanın yorgunluğunu geçirmek üzere evindeydi. Birçoğu yaşamın zorluğuna rağmen her şeyden uzak, o akşamı dinlenerek, mutlu ve huzurlu geçirmek istiyordu…
O da, akşam eve gelmişti. Yemeğini yedi, çayını yudumladı. O akşam dışarı çıkmamıştı, çıkamazdı da. Evi bir otel gibi kullanırdı genelde. Yemekten sonra evde durmazdı. Ama hem hava soğuktu ve hem de misafirleri olduğu için dışarı çıkamamıştı. Özellikle de minik ve masum konuğu, Küçük Adam Miraç’la ilgilenmek çok daha cazip geliyordu O’na… 5 yaşında olmasına rağmen, düzgün, mantıklı cümleler kuran Küçük Adam ile sohbet etmek ve oyun oynamaktan büyük keyif alıyordu. O, Küçük Adam’ın ardı arası kesilmeyen sorularına cevap vermekte zorlanıyordu. Adeta, işini fazlasıyla önemseyen, akademik çalışmalar yapan, bir şeyler icat etme çabası içerisindeki bir bilim insanı tavrı sergiliyordu. Hesaplar, kitaplar, deneme-yanılmalar konuşuluyordu. Çaresiz kalıyordu çoğu kez, cevabı hiç düşünülmemiş sorular karşısında. O, Küçük Adam’ın bir an dalgınlığından faydalanarak, sigara içmek için balkona yöneldi.
Balkona çıkmak üzereyken, dışarıdan duyulan bir ses… Boş bir varile vurulunca çıkan sese benzer bir ses duydu. Çöp alım saati olduğundan, sokaktaki çöp tenekelerinin sesi olduğunu düşündü. Tam bu sırada içerdekilerin, özellikle Küçük Adam’ın ve diğerlerinin çığlığını duydu. Geri dönüp odaya yöneldi, ancak yürüyemedi, ayakları birbirine dolandı. Tansiyonunun düştüğünü sandı, kulakları uğulduyordu, başının dolandığını düşündü. Nihayet, deprem olduğunu, anladı. Binanın homurdanışı, duvar ve kolonların çatırtısı arasında odaya varmıştı. Geçen sürede durmak, dinmek bilmeyen, devam eden bir sarsıntıydı. Odadakilerin dehşet ve korku dolu gözlerine baktığında, elinden hiçbir şey gelmeyeceğini anladı. Mutlak sonda olduğunu, Küçük Adam’ın yaşlı gözlerine bakarken, çaresizliğini fark etti…
Sarsıntı durur gibi oldu bir an sonra, daha şiddetlendi. Duvarlarda çatlaklar oluşuyordu, asılı duran nesneler tek tek dökülüyordu. Düşen çerçeveler, kırılan tabaklar, bardaklar; çatlayan duvarın dökülen sıvalarıyla, bir anda toz duman içerisinde kalan evde, büyük bir gürültü vardı. Herkes çaresizlik içinde birbirine bakıyordu. Üçüncü kattaki evin üzerinde daha sekiz kat olduğunu düşünerek O da, dehşete düştü. Enkazın altında yaşamının son bulacağına inandı. Aynı sarsıntının daha büyüğünü ruh dünyasında yaşamaya başladı. Bir film şeridi gibi geçti hayat ve yaşanmışlıklar, hafızasının beyazperdesinde hızlıca… Dehşete düştü, nutku tutuldu. Dizlerinin bağı çözüldü. Güçlükle ayakta durmaya çalışıyordu, Küçük Adam ve diğerlerini korkutmamak için… O an sarsıntı durdu. Bir dakikaya yakın bir süre devam etmiş ancak, dakikalarca gibi geldi. Ne yapacağını bilemedi. Küçük Adam ve diğerleri hızlıca mont ve mantolarını giyinip evi terk ederken, O da arkalarından merdivenlerde bağrışarak inen kalabalığın arasından yol bulup kendini dışarı attı…
Sokakta tam mahşerin provasını andıran, kalabalık vardı. Çaresizce ve ağlaşan, yaşlı gözleri, dehşet ve korkuyla solmuş yüzleri ile ne yapacağını bilmeyen insanlarla doluydu. Kimi battaniyesine sarılmış, kimi şaşkın şaşkın etrafına bakınıyorken, bir kısmı da arabalarıyla bulunduğu yerden uzaklaşmaya çalışıyordu. O da şaşkındı. Kalabalığın arasında ağlayan Küçük Adam’ın yalın ayak olduğunu ancak sonradan fark ederek, ona doğru koştu… Az önce büyük dehşetin yaşandığı evde kalan, oyuncağını istiyordu. Soğukta minik ayaklarının üşüdüğünün farkında bile değildi. O, Küçük Adam’ı alıp bahçe duvarına oturtup, sakinleştirmeye çalıştı. Sonra, az önce bir mezar gibi hissettiği eve bir çırpıda girerek, minik yürekli, Küçük Adam’ın oyuncağını alarak döndü… Daha sonra hepsi arabaya binerek kalabalığın arasında zorla yol bulup, yavaş yavaş uzaklaşıp gittiler…
O günden sonra yaşanılan o anı, korku ve dehşet anını, atlatmak kolay olmadı. Artçı sarsıntılar, uykusuz geceler herkes gibi, Küçük Adam ve O’nu da olumsuz etkiliyordu. Televizyondaki haberler, enkaz altında son bulan yaşamlar, yaralı kurtulanlar; acı ve gözyaşı… Fazlasıyla sarsıyordu yürekleri. Çadırlar kurulmuş, yardımlar dağıtılmaya başlanmıştı. Ancak hissedilen en küçük artçıda bile yürekler ağızlara geliyor, tüyler ürperiyor, korkular artıyor ve panikler yaşanıyordu. Buna karşın, psikososyal danışmanlar özellikle minik depremzedeleri yalnız bırakmıyorlardı. İnsanlar korku, endişe ve üzüntü içerisinde şükür ve sabır arasında bir yaşam sürmeye devam ediyorlardı. Kamu kurumları dışında, gönüllü kurum ve kuruluşlarda depremzedeleri ziyaret ediyorlardı. Yalnız olmadıklarını, yanlarında olduklarını, tek yürek olduklarını göstermeye çalışıyorlardı…
Dehşet gecesinin üzerinden, iki hafta geçmişti. Hasarlı evine girmekten korkan, O da bu sürede Küçük Adam’a konuk olmuştu. O, Küçük Adamı legolarıyla oynarken, izliyordu çaktırmadan. Yaptığı inşaatların dayanaklılık testini yapıyordu. Kendi kendine ‘bu depremde, yıkılır. Bunu nasıl güçlendiririz’ diyerek ek legolarla destekler oluşturuyordu. Yıkıp tekrar tekrar yapıyordu. Nasıl dayanıklı bir bina yapabilirime kafa yoruyordu. Minicik elleriyle ve masum fikirleriyle bir büyük insandan daha vicdani bir şekilde kafa yoruyordu. ‘ nasıl sağlam yaparsak, göçük altında çocuklar ölmez ‘ diye söylenip duruyordu. Hiçbir ticari kaygısı olmadan, saf yüreğiyle insanlığa yardımcı olmaya çabaladığını hissettiriyordu. O da, Küçük Adamı hayretle izlerken ‘ keşke aynı hassasiyeti, gerçek güç sahipleri de gösterebilseydi ‘ diye geçirdi içinden…
Hüzün gecesinin üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Tüm gönüllüler gibi ilk günden itibaren Telmih Gönüllülük Hareketi de depremzedelerle beraberdi. Onlara merhem olmaya çalışıyordu. Çalmadık kapı, tüm samimiyet ve sıcaklığını hissettirmediği minik gönül kalmamıştı nerdeyse. Dehşeti yaşamış çocuklarla birebir ilgilenen, gönüllüler… Enkaz altında kalan umutlarının yanı sıra, oyuncakları, kitap ve defterlerini bir nebze karşılamak, onları sevindirmek üzere gece gündüz demeden çadır kentlerde vakitlerini geçiriyorlardı. O da, bu gönüllülük hareketine, geçte olsa yoğun deprem mesaisinden kalan zamanlarında eşlik etmeye başladı.
O, akşamları misafir olduğu Küçük Adam’ın evinde gün içinde depremzede miniklerin durumlarını ve hissettiklerini anlatınca; Küçük Adam’ın fikri, annesinin ve hayırsever diğer hanımların gayretiyle girişimde bulundular. Yapılan pasta, çörek-börekleri toplayıp büyüklerle birlikte, minik elleriyle Küçük Adam’ın da yardımıyla paketlediler. Ve dağıtılmak üzere O’na teslim ederken, Küçük Adam’ın büyük yüreğinden dökülen cümleler manidardı: ‘ bunları yiyen çocuklar üşümesin, üzülmesin ve ölmesin artık. ‘
O da ‘ çocuklar ölmez, yapılar sağlam inşa edilse, tüm yüreklerde merhamet ve vicdan inşası başlatılsa.’ diye mırıldandı…

Yorum Yaz

Hakkında yorum “DEPREM KÜÇÜK ADAM VE O ÜSTÜN ÜSTÜNDAĞ”