BİR YAZARIN PANORAMASI: ANAR RIZAYEV / Veysel Şahin

Anar Rızayev, 14 Mart 1938 tarihinde Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de doğar. Sanatkâr bir ailede dünyaya gelen sanatçı, Azerbaycan’ın ünlü şairi Sovyet şiirinin kurucularından Resul Rızayev’in oğludur. Annesi Nigar Refibeyli (1913 – 1981) ise cerrah bir ailenin kızıdır ve Azerbaycan’ın ünlü kadın şairlerindendir. Baba ve annesinin içinde bulunduğu edebi ortamı kendi hayatı için bir dönüm noktası olarak gören sanatçı, Azerbaycan edebiyatında çok önemli eserler verir.

Anar, aydın bir ailenin çocuğudur. Bu yüzden edebiyata olan duyarlılığı küçük yaşlarda başlar. İyi bir eğitim alan Anar, 1945 yılında on yıllık bir müzik okulunu kazanır. 1955 yılında da bu okuldan gümüş madalya ile mezun olur. Çocukluğundan itibaren edebiyata ilgi duyan Anar, mezun olduktan sonra babasının, sayısal bölüme gitmesini istemesine rağmen 1955 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi, Filoloji Fakültesi’nde okumaya başlar. (Uğur, 2015: 19)

Anar Rızayev 1960 yılında Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Filoloji Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Moskova’da Yüksek Sinema tahsili yapar. Bu dönemde kendini ve dünyaya bakışını evrensel bir potaya taşıyan Anar, çalışma hayatına Nizami adına kurulmuş olan Edebiyyat Müzesi’nde ilmi araştırmacı ve Radyo ve Televizyon Komitesi’nde redaktör görev yapar. Özellikle Edebiyyat Müzesi’nde çalıştığı dönem onun Türk edebiyatını yakından tanımasına ve Azerbaycan Devlet Üniversitesi’nin Filoloji Fakültesi’nde öğrendiği bilgilerin kendinde yazıya dönüşmesini sağlar.

Anar Rızayev, 1964 yılnda Moskova’da Ali Senan Kursu’ndan, 1972 yılında ise Kinorejissura sanat okulundan mezun olur. Anar, 1968 yılında  “Qobustan” Sanat Dergisi’nin baş redaktörlüğü, 1976 yılında Azerbaycan Teatr Cemiyeti’nin Reyaset Heyeti Başkan Yardımcısı,  Azerbaycan Yazıcılar İttifaqı ve Kinomaloğrafçılar lttifaqı İdare Heyeti görevlerini yapar. (Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, 1997: 293)

Yazar ilk hikâyelerini 1960 yılında “Azerbaycan” adlı edebiyat ve sanat dergisinde yayınlar. Bu dönemde “Bayram Hesretinde” ve “Geçen İlin Son Gecesi” öykülerini yazarak, mensur eserlere imza atar. Üç yıl sonra ilk kitabını yayımlayan Anar’ın eserleri, Almanca, İngilizce, Fransızca, Japonca, Farsça, Arapça, Slovakça ve Bulgarca gibi otuzu aşkın dile çevrilir.  Yazmış olduğu “Torpaq, Deniz, Od, Sema, Gün Geçdi, Dede Qorqud, Dante’nin Yubileyi, Üzeyir Hacıbeyov, Uzun Ömrün Akkordları” adlı eserle beyaz perde de seyirciyle buluşur. Anar bu senaryolardan üç tanesin yönetmenliğini de yine kendisi yapar.

Hem oyun yazarı hem de film yönetmeni olan Anar Rızayev, çok meşhur bir soyadına sahip olmasına rağmen kitaplarında sadece Anar ismini kullanmayı tercih eder. Eserlerinde insanın iç dünyasına yönelir ve bireysellik ön plandadır. Geçmişe dair özlem, yaşanan acılara dair sitem eserlerin belli başlı konularını teşkil etmektedir. Anar Rızayev’in eserlerinde konular şehir hayatını anlatmaktadır. Şehirli yazar olarak bilinen Anar, eserlerinde Bakü’yü baş mekan olarak seçer. (Uğur, 2015: 19)

1975 yılında “Devlet Sanatçısı” unvanını alan Anar, 1980 yılında “Devlet Ödülü’nü alır.  Yazar 1962 yılında beri “Azerbaycan Yazarlar Birliği”nin başkanlığını yapmaktadır. Aynı zamanda Azerbaycan-Türkiye Dostluk Derneği’nin ve “Azerbaycan Asya ve Afrika Ülkeleriyle Danışma Komitesi” başkanlıklarını da yürütmektedir.  

Edebi Evrende Kimlikleşen Bir Yüz: Anar Rızayev

Azerbaycan edebiyatında önemli bir yere sahip olan Anar, yazmış olduğu roman, öykü, piyes, destan ve ilmi çalışmaları ile sesini bütün dünyaya duyurur. Özellikle yazdığı öykü ve piyeslerle edebiyat sahasında yerini sabitleyen sanatçı, yapıtlarında dünya ile insan arasındaki ince çizgi üzerinde durur. Anar’ın yapıtlarının çok okunmasının sebebi de budur

Akbal’a göre “Anar, hem Azerbaycan’da hem de yabancı ülkelerde tanınan meşhur bir yazardır. Kitapları birçok yabancı ülkede yayınlanmıştır. Çok sevilen bir insandır. Bu sevgi babasından kalmış, ama kendisi de eserleri ile Azerbaycan halkının kalbinde yer edinmiştir. Sokakta yürüyoruz, herkes onu tanıyor ve hürmetle selamlıyor. Anar aynı zamanda Sovyetler birliği parlamentosunda Azerbaycan’ın temsilcisidir. Üç yıldır Azerbaycan yazarlar Birliği’nin birinci yazarı yani başkanıdır. Türkçeyi en düzgün konuşanlardandır. Yazdıkları Latin alfabesi ile yayınlanırsa, şüphesiz ülkemizin en çok okunan, sevilen yazarlarından biri olacaktır.” (Akbal, 1990: 7)

Eserlerinde insanın dünyanın merkezi olduğunu ifade eden yazar, bu merkezin etrafında dönen nesne ve canlıları da evrensel dönüşün gerekliği olarak görür. Anar, eserlerinde insanın yeryüzündeki serüvenini ele almasından dolayı bütün insanlığın adına konuşur. Bu yüzden yazarın eserleri birçok dile çevrilmiştir. (Sanır, 1995: 4–5)

Anar Rızayev, anlatılarında ele aldığı konular, şahıs kadrosunu da biçimlendirir. Yazarın eserlerindeki anlatı kişileri güçlü, kuvvetli, kafasına koyduğunu yapan kişiler olduğu gibi gündelik yaşamda karşılaşabileceğimiz sıradan insanlık manzaralarını da ortaya koyar. Yazarın anlatılarında yaşamın içinde varolmaya çabalayan sıradan insanları merkeze alması, eserlerine evrensellik kazandırır.

Anar Rızayev’in eserlerinde işlediği temaları beş ana grupta toplayabiliriz. Bunlar:

1. Hayatın Manası ve İnsanın Hayatla Olan İlişkisi

Anar Rızayev, “Ağ Liman, Elage ve Beşmertebeli Evin Altıncı Mertebesi” adlı eserlerinde insanın hayatla olan ilişkisi ele alınır ve “Hayatın manası nedir?” (Ağ Liman:1)  sorusunun cevabı aranır. İnsanın hayat içindeki çırpınışları ve hayatı dizginleme çapaları yazara göre insanı sarsan bir yapıya sahiptir. Bu bağlamda ünlü halk şairi Elçin “Anar’ın “Ak Liman” eseri hakkında şu çıkarımda bulunur; “Povestin kahramanı Tahmine, asimile olmuş bir kadın tipinin örneğidir. O, ilim adayıdır, çok güzel ve serbest yaşayan biridir. Daha doğrusu Tahmine rastgele ilişkilerde kendisini bulmuş bu serbestliğin eseridir. O, kendi özgürlüğünü etrafını saran adamların, esas itibariyle insanlığını kaybedenlerin gözüne sokarak, azaplı gerçekliği arar. Burada sanki hiçbir milli benlik yoktur. Biz Tahmine resminin bu kısa tahlilinde kullandığımız bir kelime tam da yerinde oldu, bu “azap” kelimesidir. Tahmine’nin kendi “asimile olmuşluğunu”, “modernliğini” doğal olarak hiçbir zaman kendisinin azaplı kaygılar âlemine çevirmezdi. Burada gerek Doğu nüfusunun, gerek Azerbaycanlı kadının iç dünyasının, ıstıraplarının şahidi oluyoruz. Yazarın marifeti ve milli değerlere sadakati de bu ince meseleyi fark etmesinde ve göstermesindeydi.”  (Uğur, 2015: 26) Nitekim Anar,  değişen dünya düzeni içinde sarsılan insanın, aklıyla hayatı çözümleme çabasını evrensel bir sorun olarak ele alır. Ona göre hayatı sorgulamak ve hayatı yeniden kurmak insanın en büyük görevidir.

2. İnsanın Kendilik Değerlerine Dönmesi: Geleneksel Değerler

Bütün eserlerini dilin büyülü dünyasıyla kuran Anar, eserlerinde insanlığın kendilik değerlerine çok önem verir. Özellikle Türk milletinin kendilik değerlerini, bireylerin dünyasından sızdıran yazar, “Geçen İlin Son Geçesi, Anlamak Derdi, Şeherin Yay Günleri, Dede Qorpaq” gibi eserlerinde bu tema üzerinde durur.

Anar Rızayev’i, yazar İsmayıl Şıxlı; “Anar, bir yazar olarak özelliklerinden biri de şudur ki, yazmak istediği konuyu mükemmel araştırıyor. Araştırmacı gibi araştırmalar yapıyor ve onu tamamen anladıktan sonra yazmaya başlıyor. Biz buna Mirza Celil’den eser yazmadan önce “Anlamak Derdi” ve “Dede Qorqud Dünyası” gibi ilmi eserlerin örneğinde görüyoruz. Bana öyle geliyor ki, “Dede Qorqud Dünyası” şimdiye kadar “Dede Qorqud” hakkında yazılan bütün ilmi araştırmalara dayanak olarak, onların esaret zincirinden 27 uzaklaşarak, özgür muhakemeler esasında oluşturulmuş duygulu, duygulu olduğu kadar da ilmi bir eserdir. Bu eser de iki durum özellikle dikkatleri çeker. Birincisi Anar, “Dede Qorqud” oğuzlarının farklı olduğunu, kendi örf, adalet, psikoloji ahlak, aile ilişkileri, aşk ve sadakat anlayışları ile Azerbaycanlı olduklarını ve bunların bizim aslımız olduğunu kanıtlar. “Dede Qorqud” bizimdir, onun oğuzları ise atalarımızdır. Kendisi de Azerbaycan toprağında miladımızın öncelerinde, belki de daha eski zamanlarda yaşamışlardır. İkinci durum ise; Anar “Dede Qorqud” dili ile “Dede Qorqud” ahlakı, psikolog, etik özellikleri ile şimdiki Azerbaycanlıları karşılaştırarak benzer yönler buluyor. Hiç şüphesiz bu eser Dede Qorqud bilinirliğini zenginleştirecek” (Uğur, 2015: 26-27) şeklinde tanıtır. Nitekim Anar’a göre kendilik değerlerine dönmek; geçmişe, dile, dine ve ananemize dönmektir. Eserlerinde bu değerleri simgesel bir dille ele alan yazar içinde bulunduğu zaman ve mekâna bu değerleri var ederek bağlanır.

3. Varlık ve Zaman

Anar Rızayev, varlık ile zaman konusuna bütün eserlerinde yer verir. Ona göre varlığın yapısı ve zaman içindeki değişim ve dönüşümleri dünyanın en köklü sorunudur. Çünkü varlık kaçınılmaz olarak yokluğun da kendisidir. “Uzun Ömrün Akortları, Ağ Liman, Elage ve Beş Mertebeli Evin Altıncı Mertebesi, Macal vb…” eserlerinde varlığın hakikat karşısındaki trajik durumunu gözler önüne serer. Ona göre varlık hakkında kararı; toprak, su, hava ve ateş değil ancak ve ancak zaman verir. Bu açıdan varlık ve zaman, Anar’ın eserlerinin vazgeçilmez temel unsurdur.

4. Ölüm: Kaçınılmaz Son

Ölüm, Anar göre yaşamın karşısında duran en büyük tehdittir. Yazar eserlerinde ölümü,  yaşamın dışına atılma veya zamana yenik düşme olarak değerlendirir. Zamanla kavgalı olmasının en büyük sebebi de budur.  

5. Ötekileşme

Anar’ın eserlerinde ötekileşme, kişisinin kendi değerlerine savaş açması, kendi değerlerini yok sayması şeklinde gerçekleşir. Özellikle ahlaki değerlerin tahrip edilmesi, ona göre ötekileşmenin en büyük sebebidir. İnsanın geçmişini unutarak, kan bağlarını kaybetmesi, kanunlara hizmet eden robotlara dönüşmesi, Anar için ötekileşmenin başlıca sebebidir.

Sonuç olarak, Beş Mertebeli Evin Altıncı Mertebesinde Oturan Adam: ANAR RIZAYEV, eserlerinde; insanın yeryüzündeki mücadelesini ontolojik bir değerlendirmeye tabii tutar. Anar’a göre insanın dünyayı kendine dönüştürme serüveni, insanı insan yapan en büyük değerdir. Aynı zamanda dünyaya anlam kazandıran insanın metalarca kuşatılması veya insanın hakikatler karşısında kendini ötekileştirmesi, Anar’ın eserlerinde işlediği temel sorundur. Nitekim sanatçı, varoluşsal yitimlere kendi varlığını bulan soylu kişidir. Bu açıdan Anar eserlerinde, yaşamın kutsal büyüsünü yeryüzünde yeniden ilan eder ve dünyanın işleyişine katkıda bulunur.

Kendilik bilinci, ölüm, ötekileşme, hayatın manası, varlık ve zaman gibi hususların anlatıldığı; “Ağ Liman, Adamın Adamı, Beş Mertebeli Evin Altıncı Mertebesi, Molla Nesreddin, Koça Koç, Bir Fırsa Bulsam, Sıraserviler’de Bir Otel Odası, Torpaq, Geçen İlin Son Gecesi’nde, Seherin Yay Günleri, Sehra Yuxulan, Deniz, Od, Sema, Gün Geçdi, Dede Qorqud, Dante’nin Yubileyi, Üzeyir Hacıbeyov, Uzun Ömrün Akkordları” adlı eserler yazarın önemli eserleridir.

 KAYNAKÇA

Akbal, Oktay (1990), “Bakü’den İzlenimler”, Hürriyyet, 24 Ocak, 1990 s.7

Sanır, Şenay (1995), Anar’ın Seçilmiş Eserleri’nin Transkripsiyonlu Metni 1, Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Elazığ.

Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi, Azerbaycan  Türk Edebiyatı, “Anar”, T.C. Kültür Banklığı Yay., C.5, s. 293-297, İstanbul.

UĞUR, Aysun (2015), “Anlatıcılar Tipolojisi Ve Anar Rızayev’in Hikâyeleri Üzerine Bir İnceleme”, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yüksek Lisans Tezi), Erzurum.

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz