Azerbaycan edebiyatının şiir, hikâye, senaryo ve özellikle piyes yazarı olarak bilinen önemli şahsiyetlerinden birisidir. 35 yıllık ömrüne birçok tiyatro yazını ve şiir sığdıran Cabbarlı’nın eserleri Azerbaycan’da ders kitaplarına girmiş, kürsülerde okutulmuş ve bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Eserlerinde, sosyal konulara yer vermiş, toplumun gelenek göreneklerinin aksayan yönlerini tenkit etmiş, eserlerinde daha çok direniş ve milli mücadele konularını işlemiştir.
Mart 1899’da Bakü’nün Hızı (Xızı) köyünde dünyaya gelen Cafer Cabbarlı’nın ailesi Bakü’nün Dağlı mahallesine göç etmiştir. 2-3 yaşlarında babası vefat edince, evin yükü annesi Şahbike Hanım’a kalmıştır. Yoksulluk ve sefalet nedeniyle çocuklarının hiç birinin okula gidememiş olmasına rağmen, annesi Cafer’in okumasını çok istemektedir. Onu önce Molla mektebine gönderir. Cabbarlı Molla Umnise’ye, daha sonra da Molla Kadir’in Mollahanesinde Kur’an dersleri almıştır. Daha sonra arkadaşlarının da etkisiyle Mollahaneden ayrılıp, 7. Rus-Tatar Mektebine kayıt yaptırır. Cabbarlı, çalışkanlığı ve azmi ile kısa sürede, arkadaşlarıyla arasındaki eğitim farkını kapatması, öğretmenlerinin dikkatini çeker. 11 yaşlarında Azerbaycan Türkçesine çevrilmiş Rus klasiklerini, sonra Rusçayı öğrenince de bu eserlerin asıllarını okumuştur. İlkokul son sınıfta iken yazdığı ilk şiir ve hikâyeleri, öğretmeni Süleyman Sani’nin hoşuna gider ve daha sonra yazdığı şiir ve hikâyelerinin değerlendirmesinde öğretmenine başvurur. 1915 yılında ilk şiiri “Mekteb” dergisinde yayınlanan Cabbarlı, Sanayi Mektebi elektrik bölümünde okur ve aynı zamanda çalışır. Maddi sıkıntılara ve okuluna rağmen edebiyata olana ilgisini kaybetmez. Cabbarlı, şiirin yanı sıra hikâye ve drama türünde de yazmayı aklına koyar. “Vefalı Seriyye” veya “Göz Yaşı İçinde Gülüş” adlı ilk dram eserini yazarak, 1916 yılında sahnede oynanmasına izin alır. Ayrıca bu yıl ilk hikâyesi olan “Aslan ve Ferhad’ı”, ardından “Mensur ve Sitare” daha sonra da “Solgun Çiçekler (1917)” piyesini yazar.
1918 yılında “Trablus Muharibesi (Ulduz)” piyesinde Trablus’u İtalyan işgaline karşı savunan Türk mücadelesini konu etmiştir. Sevgi, muhabbet ve vatanseverlik konuları işlenen piyes çok beğeni toplamış ve defalarca sahnelenmiştir. Bu piyesin devamı niteliğinde olan “Edirne Fethi” oyunu aynı yıl sahnelemiştir. ”Menim Tanrım” adlı şiiriyle ateizme ve kapitalizme karşı direnişi sebebiyle de sosyalizme yakın görülse de; toplumsal olaylara milli mücadele, vatanseverlik ile çağdaş kadının toplum içinde layık olduğu yerde bulunması yönünde kalemiyle mücadele etmiştir. Eserlerindeki bu düşünsel değişimin en önemli nedeni siyasi ve toplumsal güncel olaylarından kaynaklandığı açıktır. Cafer Cabbarlı, yaşadığı ülkenin gerçeklerine göre hareket eden, ona uygun çözümler üretmeye çalışan realist bir edebiyatçı olarak dikkatleri çekmiştir.

Eserlerindeki bu düşünsel değişimin en önemli nedeni siyasi ve toplumsal güncel olaylarından kaynaklandığı açıktır. Cafer Cabbarlı, yaşadığı ülkenin gerçeklerine göre hareket eden, ona uygun çözümler üretmeye çalışan realist bir edebiyatçı olarak dikkatleri çekmiştir.
1920 yılında Sanayi Mektebi’ni bitirip, Azerbaycan Devlet Üniversitesi Tıp Fakültesine başlamıştır. Ancak maddi sıkıntıları, sağlık problemleri ve 1922 yılında zaman zaman kısa süreli hapse atılması nedeniyle tıp fakültesindeki eğitimini tamamlayamamıştır. Bu yıldan sonra tiyatro alanında kendini geliştirmek için tiyatro okuluna gitmeye başlamış ve aynı zamanda Azerbaycan Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesine kayıt yaptırmıştır. Azerbaycan tarihine ve halk efsanelerine ilgi duyarak araştırmalar da yapmıştır. 1928 yılında kadın özgürlüğü temalı ”Sevil” ve 1930 yılında ise ”Almaz” piyesini kaleme almıştır. Azerbaycan tiyatrosunun bir nevi mimarı sayılan Cabbarlı’ya, 1933 yılında Türk tiyatrosuna büyük katkılarından dolayı, Azerbaycan Merkez Komitesi tarafından ” Emektar Güzelsanatlar Ustası ” unvanı verilmiştir.
1929 yılında “Sevil” piyesini senaryolaştırarak, beyazperdeye aktarmıştır. “Sevil” filmi Azerbaycan sinemasında yapılmış olan ilk müzikal filmdir. Filmde kadın özgürlüğüne ve baba oğul ilişkisi üzerine güncel meselelerin ele alındığı görülür. 1934 yılında yine kadın özgürlüğü temalı “Almaz” filminin çekimlerine başlayan Cabbarlı çekimler sırasında rahatsızlanarak, hastaneye kaldırılmıştır. Kalp damar problemi olduğu belirtilen Cabbarlı’nın istirahat etmesi söylense de o buna uymayarak çalışmalarına devam etmiştir. Ancak “Almaz” filmini tamamlayamadan, 31 Aralık 1934 sabah saat 4’te kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Durumdan habersiz bir şekilde gece uyanan eşi Sona Hanım: ”gece uyanıp lambayı yaktığımda, gülümseyen yüzü ve yanaklarında donmuş iki damla gözyaşını gördüm. ” diyerek ölmüş olduğunu fark ettiğini söylemektedir.

1934 sabah saat 4’te kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Durumdan habersiz bir şekilde gece uyanan eşi Sona Hanım: ”gece uyanıp lambayı yaktığımda, gülümseyen yüzü ve yanaklarında donmuş iki damla gözyaşını gördüm. ” diyerek ölmüş olduğunu fark ettiğini söylemektedir.
Ömrünü, Azerbaycan’ın azadlığına (özgürlüğüne) ve istikbaline adamış Cafer Cabbarlı, yazarlık, sosyal ve aile hayatının yoğunluğu, tutuklanmalar ile maddi sıkıntılar içinde geçen zorlu bir yaşam sürmüştür. Genç yaşta şiir, hikâye ve piyes yazarak, Azerbaycan tiyatrosunun kurucusu rolünü üstlenmiş ve Azerbaycan’da kültür mihrakları tarafından senaryo yazımının öncüsü kabul edilmiştir. Kısa yaşamında çok eser veren yazar, Bakü’de Fahri Hıyaban Mezarlığına defnedilmiştir. Aynı yıl Cafer Cabbarlı Tiyatro Müzesi açılmıştır.
1982 yılında, Cafer Cabbarlı’nın doğumunun 80. yıldönümü kutlanarak, heykeli ve ev müzesi Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev tarafından açılmıştır. 1997 yılında Bakü’de medeniyet ve güzel sanatlar ustaları ile görüşen, Haydar Aliyev: ”Bunu daha öncede söylemiştim; Azerbaycan milli şuurunun gelişmesinde onun büyük hizmetleri vardır. Onun yazdığı eserler daha nice nesilleri terbiye edip, yükseltebilir. Onun heykelini 1982 yılında biz yaptık ve evini müze haline biz getirdik. Ben bunlarla gurur duymaktayım” demektedir. 30’lu yılların siyasi baskı ve tepkilerine karşı direniş içinde, cesaretle adım atması ve karanlıklara ışık tutan eserler vermesi, Cabbarlı’nın şahsiyetinin büyüklüğüne, sanatının güçlendirmesine neden olan önemli etkenlerden biri olmuştur.
Cafer Cabbarlı’yı, yayınlanmamış ancak her fırsatta tekrar ettiği, gençliğin özellikle gül-bülbül, yanak-gerdan şiirleri ile erlik ve yiğitlik duygularının yok edilmesine isyan eden şiiriyle yâd ediyor, İki devlet tek millet kardeş Azerbaycan’a selam ediyorum;
Türk sağ iken yurduna el vurulmaz,
Ölsede zencir daşımaz, gul olmaz.
Ölke benim, vatan benim, yurt benim.
İken arş ireli, arş ireli askerim.
Gederim, asker olub
Yurduma hidmet ederim ben,
Gurban ollam vatana
Onu candan severim.

KAYNAKLAR

1. Ehmedov, T. (1987), Azerbaycan Sovet Yazıçıları, Yazıçı, Bakı.
2. Erdoğan Uygur, Azerbaycanlı Şair ve Yazar Cafer Cabbarlı , https://turkoloji.cu.edu.tr/)
3. Doç. Dr. Arif Rüstemli, Doç. Dr. Süleyman Kaan Yalçın (2011), Cefer CABBARLI Hayatı Sanatı ve Mücadelesi (Manas Yayıncılık)

a

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir