BİLİNCİN AYDINLIK YÜZÜ: ANNE / OĞUZ DOĞAN

Kadın olmanın kadim duygusu annelik, ona verilmiş
müstesna bir özelliktir. Anne yeni doğan bebeğe sevgi,
şefkat, iyilik ve merhamet gibi farklı duygularıyla kucağını
açar. Ana rahmindeyken başlayan serüven ilk eşik olan
doğumla birlikte insanın hayata karşı verdiği mücadele
dönüşür. Diğer canlıların aksine insan doğduğunda bakıma
ve bakılmaya muhtaçtır. Söz konusu bakılma fizyolojik
eylemlerin dışında ruhsal bakımdan da gereksinim
duyulanın verilmesidir. Kişinin kendiliğini bilmesi için
yapması geren şey bilinç ve bilinçdışını uyumlu hale
getir mesidir. Bunu gerçekleştiremeyen bireyler
hayatlarının geri kalanını “ ben”in tutsaklığında
sürdürürler. İnsanoğlunun bilinç ve onun dışıyla tanıştığı
yer ise ana rahmidir. Burada hayatın tüm sıkıntılarından
u z a k t a ol a n bi re y a n ne n i n iç te n l i ğ i y le ya ş ama
hazırlanmaktadır. Bu büyük varoluşun kaynağı ise annedir.
İlk eşik olan doğuma kadar bebek her yönüyle anne
tarafından mücadeleye böylece hazırlanır. Tabir-i caizse
sadece noktadan ibaret olan kişi varoluş mekanı olan ana
rahminde gelişimi tamamlayarak dünya yaşamına başlar.
S e m b o l i k m a n a d a b u o l a y e v re n i n o l u ş u m u n a
benzemektedir. Bu bağlamda Şeyh Galip’in “Hoşça bak
zatına kim zübde-i alemsin sen/ Merdum-u dide-i ekvan
olan ademsin sen” beyti dikkat çekicidir. Şeyh Galip bu
beytinde; insanın kendisini dikkatlice seyretmesini çünkü
âlemin özü, uğruna kâinatın yaratıldığı bir insan olduğu
bilincine varmasını ister. İşte ana rahmi uğruna kâinatın
yaratıldığı insanın bir noktadan insana dönüştüğü ve
evrenin mikro kozmik anlamda bilinçli görüngüsü olmaya
başladığı ilk mekândır. Ona bu ortamı sağlayan ise anne
yani kadındır. Annenin misyonu sadece bununla kalmaz.
İlk eşik olan doğumdan ve sonrasına kadar hayatının her
döneminde onu koruyarak ve kollayarak devam eder.

Prof. Dr. Ramazan Korkmaz, “Ülkü’ye mektup” adı altında
kaleme aldığı yazıda annesi için şöyle der: “Anam,
başkalarını kendimde deneyimlemeyi ilk öğreten idi;
başkalarının eksiğini, hatasını yüzüne söylemenin nasıl
ayıp olduğunu, dışarıda herhangi bir şey yendiğinde onu
görenlerin -özellikle çocukların- canlarının çekebileceğini
ve böyle durumlarda mutlaka paylaşmayı öğütlerdi. İlk
türkü söylemeyi, ilk dua okumayı ondan öğrendim.
Dağların, taşların, ağaçların hatta evimizin bir ruhu
olduğunu da bana o söylerdi. Çiçeklerle, yapraklarla
konuşan Koca Yunus’un ‘Yerdeki karıncaya ulu bir nazarım
var’ dediği kültür katmanından geliyordu. Anam, her
birinin adı olan ineklerimizi sağarken bile mutlaka okşar,
sever ve bütün köylülerimizin yaptığı gibi ona türküler
mırıldanırdı; o zaman inek sütünü verirdi, yoksa çekerdi ve
ancak sütünün yarısını alabilirdiniz. Ona göre, iyiliğin ve
sevginin açamayacağı hiçbir kapı yoktu. Huzur dolu sesiyle
‘Oğul düşman seni taşınan, sen düşmanı aşınan!’ dediğini
hala duyarım”(Korkmaz, 2011). Korkmaz’ın söylediği gibi
anne insana ülkü değerleri öğretendir. Bu bağlamda
annenin pedagojik bir yönü de vardır. Anne toplumun en
küçük yapı taşı olan bireyi yaşama hazırlar. Bunu yaparken
de sevgi dolu yüreği ile onu kötü davranışlardan uzak
tutmaya çalışır. Anne eli değen yemeklerin güzel olması
gibi, anne yüreği ile temas eden bireyler de güzel/ doğru
insanlara dönüşür. Çünkü “çocuklar kişilik özelliklerinin
çoğunu anneden alır”(Tarhan, 2010: 156). Böylelikle
gelecek nesillerin yetişmesinde anneler önemli rol
oynarlar. Ülkelerin ilim ve bilim düzeyi bilinç seviyesi
yüksek olan annelerin verdiği ilk eğitimle böylece
temellendirilir.

Günümüzün en büyük sorunlarından biri insanların
birbirlerine, doğaya ve canlılara karşı saygı duymamaları,
başka canlıların varlık alanlarını ihlal etmeleridir.
Toplumuzdaki en büyük sorunlar da bu sebeplerden
m e y d a n a g e l m e k t e d i r.

S o n y ı l l a r d a y ü r ü t ü l e n

araştırmalarda olumsuz eylemlere sahip olan kişilerin
sorunlu bir çocukluk geçmişinin olduğunu ve anne
sevgisinden mahrum olduklarını göstermektedir.
“İnsanoğlunun yaradılışında, güler yüzlü olma, iyilik yapma,
insanları sevme gibi iyilik potansiyeli vardır. İşte bu
potansiyelin harekete geçmesi için çocukluk yıllarından
itibaren duygusal rehbere ihtiyaç vardır(Tarhan, 2010: 159).
Oysaki çocukluğunda anne sevgisini, şefkatini ve
merhametini gören bireyler büyüdüklerinde her şeye
olumlu bakıp diğer canlılara şefkatle yaklaşmaktadırlar.
Çünkü ana rahminde yaşama hazırlanan bireyin bilinçdışına
anne tarafından dünyayı anlamlı hale getirecek ve
güzelleştirecek duygular kazandırılmıştır. Annenin
çocukluk yıllarında kişiye yapacağı rehberlik toplumun
ülküsü olan iyi insanın ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Anne, insan hayatının ülkü değerlerinin en başa konulacak
kişisidir. Annenin temsil ettiği kavramlar yaşamın aydınlık
ve bilincin olumlu yönleridir. Ancak buna karşın yaşamın
karşıt yönlerini de yine bir annenin dünyaya getirdiği,
büyüttüğü bireyler ortaya çıkarmaktadır. Dünyanın farklı
coğrafyalarında devam eden savaşlar konuya örnek
olabilecek iyi örneklerdir. Cengiz Aytmatov, Toprak Ana
adlı eserinde kötü insanın yıkıcı ve tahrip ediciliğini dile
getirmektedir. Eserin başkahramanı Tolgonay, eşini ve üç
çocuğunu askere gönderir. Eşi ve üç çocuğunu da savaşta
kaybeder. Yapayalnız kalan Tolgonay, toprakla dertleşmeye
başlar. Toprak da dişil özelliği ile annenin bir yansımasıdır.
Bu bakımdan Tolgonay ile toprak arasında dertleşme edimi
sembolik bir anlamda içerir. Tolgonay evlatlarını savaşta
kaybetmenin acısını yaşar. Toprak ise Tolgonay’a her şeyin
kendisinden var olduğunu ve dünyadaki herkese yetecek
kadar rızıklara sahip olduğunu ancak insanların neden
savaştıklarını anlayamadığını dile getirir. Çünkü savaşların
en acı çekeni yine annelerdir. Onlar bir zamanlar doğurup
büyüttükleri evlatlarının birbirlerini öldürmeleri
karşısında sessiz bir çığlık ile içten içe yanmaktadırlar. Bu
yüzdendir ki dünyayı anneler yönetseydi dünya daha güzel
bir yer olurdu. “Vicdan, insanın içindeki iyilik ve
kötümserliğe meylin dengeli şekilde hissedilmedir. Vicdan,
niyet ve duygunun karışımıdır. Niyet nereye yönlendirirse
vicdan o yönde beslenir”(Tarhan, 2010: 164). Anne, çocuk
d o ğ d u k t a n s o n r a k e n d i s i n e b i ç i l e n m i s y o n u n
farkındalığını yaşamalıdır. Görüldüğü gibi eksik kalınan
rehberlik sonrası acı ve gözyaşı ortaya çıkmaktadır.
İnsanlığın geleceğini şekillendiren anneler böylece bilincin
aydınlık ve sağduyu tarafını temsil ederler. Aytmatov
tarafından anlatılan olayda toprak ananın konuşturulması
üzerinden annenin hayat içerisinde üstlendiği bilinçle var
edici olma özelliğine dikkat çekilmiştir.
Annenin saydığımız birçok özelliği yanında kültürel boyutu
da önemlidir. Anne kültürel belleğin aktarıcısıdır. Çocuklar
bilişsel gelişimini annelerinin yanında tamamlarlar.
Annelerinin beşikte onlara söylediği ninniler ile hayata
dair kodlar zihinlerine işlenir. Bebeklikten çıkıp çocuk
olduklarında anneler, masallar ve hikâyeler anlatır.
Böylelikle çocukların hayal dünyaları genişler. Böylelikle
yaşadıkları toplumun kültürünü de öğrenirler. Bu
bakımdan anne sözlü kültürü de yaşatır ve kültürel belleği
her daim canlı tutar. Çünkü kültür bir milletin en büyük
varoluş sebeplerindendir. Kültürün kaybolması o milletin
yok oluşuna zemin hazırlar. Anne, dünyaya getirdiği
bireylerle toplumun devamını sağladığı gibi, sözlü kültürü
aktarması ile de milletin geleceğe her daim umutla bakması
işlevine de yardımcı olmaktadır.
Sonuç olarak anne yaşamın ve bilincin aydınlık yönünü
temsil etmektedir. Yaşamın mucizevi yanı olan insanı
dokuz ay karnında taşıyan ve onu mücadeleye hazırlayan
varoluş mekânın da (ana rahmi) sahibidir. Toplumun en
küçük yapı taşı olan bireyi topluma kazandırandır. Anne,
kaos anlarında ortaya çıkarak doğabilecek tehlikeleri sevgi
dolu yüreği ile aşmayı sağlayandır. Milletlerin en büyük
hazinesi olan kültürü yeni nesillere öğreten yine odur.
Ninni ve masalları canlı tutarak sözlü kültürü yaşatan ve
geleceğe kolektif bilinçdışından seslenendir. Son olarak
anne kutsal makamlardan olan cennetin ayakları altında
olduğu söylenen kutsal bir değerdir.


Kaynakça:
TARHAN, Nevzat (2010), Son Sığınak Aile, Nesil Yayın
Grubu, İstanbul.
KORKMAZ, Ramazan (2011), Kendi Kaleminden Prof. Dr.
Ramazan Korkmaz’ın Hayat Yolculuğu: Ülkü’ye Mektup,
Turkish Studies – International Periodical For The
Languages, Literature and History of Turkish or Turkic
Volume 6/3 Summer 2011, p. 00 TURKEY

Yorum Yaz