AZERBAYCAN VE TÜRKİYE M.REŞAT BULUT

Azerbaycan ve Türkiye, iki devlet bir millet söyleminin yakıştığı, tarihi, kültürü, özü sözü bir, iki ayrı coğrafyada yaşayan toplum.  Pek çok alanda Türkiye ile ortak kültürel kodlara sahip olan Azerbaycan’ın özellikle Elazığ ile olan ortak yönleri ise bizleri Azerbaycanlı soydaşlarımızla maddi ve manevi olarak çok daha farklı bir duyguda birleştirmektedir.

Dergimizin, bu sayısının “Azerbaycan” dosya konusu ile çıkıyor olması, bu bağlamda bizleri daha derin bir heyecana sürüklemiştir.  En içten duygularımla Azerbaycan’da yaşayan herkesi selam ve saygıyla selamlıyor ve çalışma saham olan “tiyatro” ile ilgili olarak Azerbaycan Tiyatro anlayışı ve tarihçesi üzerine bilgi vermek istiyorum.

Politik tarihi açısından sıkıntılı dönemlerin yaşandığı Azerbaycan’da, Çarlık Rusya ve Sovyet yönetimi döneminde, her alanda olduğu gibi kültür alanında da acımasız bir sömürü politikasına maruz bırakılmak istenen kardeş Azerbaycan, bütün bu çileli baskıya rağmen, öz kültürüne ait nüansları geliştirerek korumuş ve bağımsızlığını kazandıktan sonra da üstüne koyarak kültür yolculuğuna devam etmiştir.

19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde tiyatro yazını alanında kendini göstermiş büyük fikir adamı Mirza Fetali Ahundov, Azerbaycan modern edebiyatının ve tiyatrosunun kurucusudur. Ahundzâde, Mirza Feth Ali;”1812’de Nuha -şimdiki adı Şeki’de doğar. Dedesi Hacı Ahmet ve babası Mirze Memmetdağı Tebriz şehrinin Hamne kasabasında kendhuda görevlerini layıkıyla yapmış ve halkın takdirini kazanmış kişilerdir. Annesinin amcası olan Ahund Elesker’in Feteli’nin yetişmesinde büyük emeği vardır. Döneminin önemli din adamlarından olan Elesker, Feteli’nin de kendisi gibi iyi bir din adamı olmasını ister ve bu doğrultuda tahsil görmesi için gayret eder. Feteli, yine amcasının yönlendirmesiyle Şeki ve Gence şehirlerinde çeşitli hocalardan ders alır. Gence’de Mirza Şefi Vazeh’in talebesi olur. Bu, onun hayatında bir dönüm noktasıdır. Ahundov’un kendi ifadesiyle, Vazeh ile tanıştıktan sonra gözlerindeki gaflet perdesi kalkmış ve molla olma fikrinden vazgeçmiştir. 1833’te Rusça öğrenmek için bir yıllığına Nuha’daki Rus mektebine gider. 1834’te Ahund Elesker, Kafkas Valisi Baron Rozene’den rica eder ve Feteli valinin yanında mütercim olarak ile başlar. 1836-1840 yılları arasında Tiflis’teki Rus mektebinde Azerbaycan dili ve din öğretmeni vazifesinde çalışır. 1840’ta Kafkas Valisinin yanında mütercim olarak işe başlar. 1861’e kadar burada çalışır. 1864’ten vefatına kadar Kafkas Rus Ordusunun Ana Karargâhında mütercim olarak görev yapar.

1845’te Tiflis’te teşkil edilen Rus tiyatrosunda Şekspir ve Molyer gibi dünyaca ünlü isimlerin eserleri sahnelenir. Bu oyunları dikkatle takip eden Ahundov’un tiyatroya olan ilgisi giderek artar. Azerbaycan halkının içinde bulunduğu cehalet ve toplumsal yozlaşmadan kurtarmanın en iyi yollarından biri olarak tiyatroyu gören Ahundov, 1850-1855 yılları arasında altı adet komedi yazar. Bu piyesler yalnız Azerbaycan edebiyatı değil, tüm Türk-İslam coğrafyasının ilk tiyatro örnekleridir. 1856’da “Aldanmış Kevakip” adlı povestini yazar. 1859’da komedilerini “Temsilat” adıyla yayınlar. 1857’de alfabeyi ıslah çalışmalarına başlar. 1863’te İstanbul’a gelir. Umduğunu bulamaz. Çalışmalarına devam eder ve sonunda Arap alfabesi yerine Latin harflerine dayanan bir alfabenin gerekliliğini ortaya koyar. 10 Mart 1878’de vefat eden Ahunduv, kendi vasiyetine göre Tiflis’teki kabristanda hocası M. Ş. Vazeh’in yanına defnedilir.

Ansiklopedist bir şahsiyet olan Ahundzade, yaşadığı devrin birçok meselesi hakkında fikir beyan etmiştir. Bunu bazen eleştirerek bazen de çözüm yolları tavsiye ederek yapmıştır. Kafkasya’nın askeri ve medeni merkezi olan Tiflis’in muhiti, M. F. Ahundov’un hayatında önemli rol oynar. O, burada kendi devrinin Azerbaycan, Gürcü, Rus ve diğer halklardan pek çok entelektüel ile yakından tanışmış ve dostluklar kurmuştur. Zaten küçüklüğünden itibaren çok iyi Arapça ve Farsça bilen Ahundov, Rusçasını da ilerletir. Doğu’nun önemli edebi şahsiyetlerini ve eserlerini çok iyi bilen Ahundov, aynı zamanda Rus edebiyatını ve dünya edebiyatını da yakından takip eder.

Ahundov’un ilk dram eseri “Hekayeti-Molla İbrahimhelil Kimyager” adlı komedisidir. “Kimyager”in konusunu 1830’lu yıllarda Nuha’da gerçekten yaşanmış bir olaya dayanır. Eserin başkahramanı da gerçekten yaşamış biridir. İbrahimhelil, Haçmaz dağlarına çadır kurar ve elindeki iksir ile mis pulu gümüş pula çevirdiğini iddia eder. Böylece açgözlü Şeki sakinlerini kandırır ve onları dolandırır. Bu bakımdan eser devrin güncel meselelerini ele alan, cehaleti ve geri kalmışlığı yeren satirik bir komedidir. Ahundov’un ikinci dram eseri “Mösyo Jordan ve Derviş Mesteli Şah” adlı komedisi eğitim ideali temelinde yazılmıştır. Eserde yazar, cahillik, fanatizm, atalet ve geriliğe karşı çıkar. Halkını ve özellikle de gençleri bilim ve tekniğin ışığında yeni dünyayı anlamaya davet eder. Bu bakımdan eserdeki çatışma iki ana karakter üzerinden işlenir. Bunlar geriliğin ve cahilliğin sembolü olan Mesteli Şahla; ilmi, eğitimi, terakkiyi temsil eden Mösyö Jordan’dır. Dolayısıyla komedinin esas satirik kahramanı Mesteli Şahtır. “Hırs Kuldurbasan”, Ahundov’un üçüncü komedisidir. İki farklı baskısı olan eserde gerilik, atalet, dini fanatizm, Rus memurlarının yanlış uygulamaları tenkit edilmiş, kadın özgürlüğü, ilim ve eğitim öne çıkarılmıştır. Dördüncü komedi olan “Veziri-Hanı-Lenkeran” da ise yazar, hanlıklar devrinde Azerbaycan halkının yaşamını konu edinir. Cahil ve zalim bir hanın, bir günlük divan-mahkeme faaliyeti işlenir. Beşinci komedi “Hekayeti Merdi Hesis” ya da diğer adıyla “Hacı Kara”dır. Bu eser Ahundov’un eserleri arasında en başarılı bulunanıdır. Mevzusu gerçek hayattan alınan eserde, Karabağ beylerinden Heyder Bey ve arkadaşı tüccar Hacı Kara’nın İran’dan kaçak mal getirirken başlarından geçen olaylar işlenir. Eserin temel mevzusunu dönemin sosyal yaşantısı ile gerilik ve cahilliğin pençesinde adet ve geleneklerin kıskacında yaşamaya çalışan halkın durumu oluşturur. Altıncı komedi “Mürafie Vekilleri” dir. Yazar bu eserinde diğerlerinden farklı olarak yeni bir sosyal tabakayı ele almıştır. Eserde olaylar Güney Azerbaycan’da geçer ve mahkeme memurlarının hayatları işlenir.

Ahundzade’nin “Aldanmış Kevakip” adlı povesti Azerbaycan nesrinde önemli bir yere sahiptir. Konu ve tez bakımından Veziri-Hanı-Lenkeran” adlı esere benzer. Yazar, devlet kademesinde görev alan yüksek dereceli memurların hayat ve düşünce tarzını Şah Abbas ve onun nazırları üzerinden tenkit eder. Ahundov bütün bu eserlerini “Temsilât” adıyla Tiflis’te bastırır (1859). Azerbaycan edebiyatında edebi tenkit türünün gelişmesinde de Ahundov’un önemli katkısı vardır. Ahundov 1850-1870 yılları arasında kaleme aldığı “Nazım ve Nesir Hakkında”, Fehristi-Kitap”, Tenkit Risalesi” vd. gibi tenkit türü yazılarıyla edebi tenkitin esaslarını ortaya koymuştur. 1860’lı yıllardan itibaren felsefi ve sosyolojik mevzulara daha çok eğilen Ahundov’un “Kamlüddevle Mektupları” adlı eseri oldukça önemlidir. Tiflis’te 1866-1867 yıllarında kaleme alınan eser, esas itibariyle yazarın hayalinde canlandırdığı iki şahsın (İran şehzadesiyle Hindistan şehzadesinin) birbirlerine yazdıkları mektuplardan ve bu mektuplara başkalarının verdiği cevaplardan ibarettir. Aħundzade’nin bu eseri yazmasındaki temel gaye “dinin insan cemiyetinin ilerlemesine, yükselmesine ve gelişmesine mâni olduğu” yolundaki kanaatidir. Bu eserdeki tartışmalar ile aslında o, İslâm dünyasında din, cemiyet, insan hakkında, genel bir tartışmayı başlatmak istemiştir. Din adamları ve münevverler arasında yapılacak böyle bir tartışmanın galibi şüphesiz bilim olacaktır. İşte Ahundzadenin Kemalüddövle Mektubları’nı yazmadaki temel amacı da budur. ” (Akpınar 2012: 61)

Modern Tiyatro anlayışının fikir adamları tarafından ortaya atılması ve geliştirilmesinin kökeninde ise Azerbaycan’ın üç bin yıllık tiyatro kültürünün izleri görülür. Tüm Türk ve akraba topluluklarında olduğu gibi Azerbaycan halkının da sosyal yaşamları içinde nesilden nesile aktarılmış halk ürünleri arasında, seyirlik oyunlar, köy yeri oyunları, şenlik kültürü ve gösterileri gibi Halk Bilimi açısından çok önemli bir birikime sahiptir.

En erken dönemlerden göçebe yaşama ve günümüze kadar devam edegelen bu yerleşik anlayış hiç şüphesiz Azerbaycan sanatının her alanında olduğu gibi tiyatro anlayışına da şekil vermiştir.

Birey ve bireylerin oluşturduğu toplumun hiç şüphesiz en önemli hazinesi de bu birikimdir. Halkın değer ve kültürel kodlarıyla iliklerine kadar işlemiş bu anlayışın, devlet düzeyinde tasdik edilip devlet destekli bir kuruma dönüşmesi ise çok daha geç bir tarihte, 1920 / 21 yılında gerçekleşmiştir. Bu gecikmeyi, yazımın başında bahsettiğim, politik, sosyal ve buna bağlı gelişen baskı dönemleri ile ilişkilendirmek yerinde bir tespit olacaktır.

İlk bağımsız Azerbaycan devleti olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde (1918-1920) çok sayıda tiyatro grubu kuruldu. 1919’da Azerbaycan Devlet Akademik Millî Dram Tiyatrosu, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti döneminde (1920-1991), 1920’de Azerbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu, 1927’de Azerbaycan Devlet Genç Seyirciler Tiyatrosu, 1931’de Azerbaycan Devlet Kukla Tiyatrosu, 1938’de Müzikli Komedi Tiyatrosu kuruldu. Sovyet döneminde Adil İskenderov, Abbas Mirza Şerifzade, Sıtkı Ruhulla, Ulvi Receb, Rıza Tahmasib, Merziye Davudova, Alesker Alekperov gibi önemli oyuncular ve yönetmenler yer almıştır. 1991’de Azerbaycan bağımsızlığını elde etmesiyle, 1990’lı yıllarda başta Azerbaycan tiyatrosu maddi zorluk çekmekle birlikte serbestlik kazandı. Ülkede çok sayıda yeni tiyatrolar faaliyete başladı.

Ne var ki, politik olaylar ya da birçok parametre ile baskı altına alınsa dahi sanat ve sanatçı,  kendini yaşatacak ve banisi olan halkı da yansıtacak bir yol buluyor. Bütün yaşanan “olumsuzluk”lara karşılık “olurlu” bir fikir ile direnen sanatçılar, eninde sonunda misyonlarına hizmet etmeyi başarıyorlar.

Tarihin her döneminde,  toplumların gören gözü, duyan kulağı, hisseden sinesi olmakta cevahir olan sanat ve fikir adamlarının bu eşsiz konumunu her daim saygıyla anarak yazıma kurucu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle son vermek isterim.

Ankara’da Türk Ocağı Delegeleriyle. (27 Nisan 1930) Ankara’da Türk Ocağı Tiyatrosu’nun açılışında.

“Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz. Bakan olabilirsiniz, hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatçı olamazsınız.”  ( Mustafa Kemal Atatürk)


Yorum Yaz