AYLAK ADAM ROMANINA PSİKANALİZM ÇERÇEVESİNDE BİR BAKIŞ /Aslıhan KAYA

İçeriğe Oy Verin!

” Dergimizin 12. Sayısında Yer Alan “AYLAK ADAM ROMANINA PSİKANALİZM ÇERÇEVESİNDE BİR BAKIŞ ” Adlı Yazıda Yer Alan Dizgi ve Matbaa Kaynaklı hatadan dolayı Değerli Yazarımız Aslıhan KAYA‘dan Özür Diler , 13. Sayımızda Bahsi Geçen Yazının Hatasını Giderip Yeniden Yayımlayacağımızı Bildiririz.

Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” adlı romanı, bireyin yalnızlığı ve topluma yabancılaşması konusunu Türk edebiyatına yeni bir soluk getirecek kabiliyette işlemiş bir eserdir. Romandaki her karakterin ve olayın ayrı ayrı analizini yapmak ve bu romandaki her karakter ve tip için ayrı birer roman yazmak mümkündür. C.nin babası, Zehra teyzesi, Güler, Ayşe, Sadık; hepsi kendine has karakterlerdir. Hepsinin hayat görüşü birbirinden fazlasıyla uzaktır. Bundan hareketle Yusuf Atılgan’ın bu romanı yazarken ne kadar ince eleyip sık dokuduğu kanısına varabiliriz.  Bunları yaparken gözlemlerinin ve hayal gücünün yanında birçok bilimsel yöntemi de kullandığı göz ardı edilmemelidir. Atılgan, romanında psikanalitik metotla işlendiğinde birçok sonuç meydana çıkarılacak bir roman yazmıştır. Psikanalitik bakış ile romana yakından bakıldığı zaman C.yi yakından tanımakla birlikte belki de romanı daha iyi anlamak mümkün olacaktır, kanısındayız. Çünkü başkişi olan C.nin neredeyse bütün sorunları baba figürü, çocukluk dönemi ve bu dönemde yaşamış olduğu sıkıntılar unsurlarında birleşmiştir.  Bu nedenle de psikanaliz olmadan bu eseri tahlil etmek zor ve faydasız olacaktır. Nitekim başkişi olan C.nin birçok garip tavrının nedeni bilincinin derinlerinde saklıdır.

Kendisinin de dediği gibi bir “aylak” olan C.;  topluma yabancılaşmış, sıradan olmaktan korkan, sıradanlarla ve  “eli paketli” kimselerle içten içe hep alay ettiği halde gittikçe onlara benzeyen ve hayatı boyunca çocukluğunda bıraktığı gerçek sevgiyi arayan biridir. Herkesin kabul edip ona göre hayatını şekillendirdiği basmakalıp kurallar, iş, aile, samimiyetsizlik, ikiyüzlülük ona uzak olan ve uygun olmayan şeylerdir. C. her zaman kendisinin toplumdan farklı olduğunu düşünür. Bu durum onun Freud’un tanımladığı bir kuram ile açıklayabileceğimiz; süper egoyu reddederek kendisini ide kaptırmış olmasıyla yakından ilgilidir. Bunun etkisiyle C.;elalemci bakıştan uzak, kimin ne dediğini ve nasıl yargılayacağını düşünmeden hareket eder. Hesap vermek ona göre değildir. İdin kontrolünde, sürekli haz ve zevk peşinde koşan C., istediklerinin hemen ve oracıkta gerçeklemesini arzu eder. Aksi bir durumun olması ve isteklerinin askıya alınması yahut reddedilmesi C.yi sinirlendirirken karşısındaki insandan soğumasına da neden olur.  Romanda da çoğu yerde C.nin söylemlerinde yukarıda açıkladığımız durumları net şekilde görmek mümkündür:

Çekme elini! Bir şey yap. Öpmek istiyorum onu. Şimdi… Bir çare bul, dedim. Yoksa yanına gelip öpeceğim onu.” (Atılgan, 2013, s.70)

“ ‘Bu çatının altında yaşayanlar da ortak ne var? Yalnız birlikte yaşama zorunluluğuna inanmaları… İşte benim onlardan ayrılmam buna inanmamam… Bana tek insan yeter. Sevişen iki kişinin kurduğu toplum… Toplumsal yaratıklar olduğumuza göre, insan toplumlarının en iyisi bu daracık, sorunsuz, iki kişilik toplumlar değil mi?’ Yemeklerde kafasından buna benzer düşünceler geçerken, içinde uyuklayan “öteki”nin uyanıp sinsi sinsi güldüğü olurdu. Aldırmıyordu; rahattı.” (Atılgan, 2013, s. 134).

            C. roman boyunca yine idin etkisiyle hep arsız ve çocuksu tavırlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Muhakkak ki bu onun yine çocukluk döneminde yaşadığı birçok baskı ve engellerden kaynaklanır. Karşılaşmış olduğu bu durumlar, birçok çocukluk travması yaşamış olan C.nin, tüm sorunlarının merkezi olmuştur. Çocuksu tavrıyla birlikte C. oldukça saldırgan bir karakter çizer. Bilhassa babası ve teyzesini birlikte gördüğünde, babasının Zehra teyzesine zarar verdiğini ve Zehra’nın bunu asla istemediğini düşündüğünden babasına saldırmıştır. Bundan sonra hep okulda kavga eden bir çocuk olmuş ve boks sporundan zevk aldığını defalarca dile getirmiştir. Nitekim romana biraz dışardan bakıldığında bu şiddet unsuru göze çarpmayacak gibi değildir. Roman kavga ile başlar ve kavga ile biter. Romanın başından C.nin terzi olduğunu söylediği kişilerden dayak yediğini görürüz. Diğer yandan final de kavga ile olur. Muhakkak ki bu durum da romanın tüm seyrinde olduğu gibi C. ile alakalıdır. C.nin tüm tavırları romanın gidişatını büyük ölçüde etkileyerek yazara çok da bir şey bırakmamıştır, diyebiliriz.

            C. asi bir adamdır. Freud, insanlardaki asiliği çocuğun tuvalet eğitiminde yaşadığı sıkıntılara bağlar. Her ne kadar C.nin Zehra teyzesi ile büyüdüğü biliniyorsa da babası tarafından hep göz ardı edildiği bir çocukluk dönemine sahiptir. Bu durumda onunla ilgilenmeyen bir ebeveyn sahibi olan C. bunun etkisiyle saldırgan ve asi bir kimliğe bürünmüştür. C.nin “Çocuğu yatır” sözüyle hatırladığı babası sert ve eve geldiğinde hayatı durduran bir adamdır. Bunun etkisi de C.nin karakterinde birçok delik oluşturmuştur. Babasının evde olduğu zamanlardan hiç hoşlanmaz. Bu nedenle babasına oldukça karşıdır. İlk başlarda sadece babasına olan bu karşı tavır hayatına sirayet etmiştir. Artık C. herkese ve her şeye karşı olan bir insan olmuştur.

“Okuldan suratımda çürükler, tırnak yaralarıyla döndüğüm günler babam, ‘–Görürsünüz, adam olmayacak bu çocuk’ derdi. Konuşmazdım. Sevinirdim. Babam adamsa ben olmayacaktım. ‘Büyüyünce bıyık bırakmayacağım’ derdim kendi kendime. Ertesi gün daha çok dövüşürdüm. Ötekiler benden yıldılar. Öğretmenler babama yazarlardı. İyi ki okumamı istemiyordu. Yoksa ona inat okumazdım (Atılgan, 2013, s. 151)

            C. nin roman boyunca görmezden gelinemeyecek ve ancak çocukluk dönemindeki travmalarıyla açıklanabilecek bazı saplantıları vardır. Bunlardan biri “bıyık” saplantısıdır. C.nin babası bıyıklı bir adamdır. Bu yüzden C. için bıyığı olan her adam kötüdür ve C. için nefret duygularıyla bakılmaya mahkûmdur. C.nin sevmediği her adamın bıyığı olduğu dikkat çeker. Romanın başında sebepsiz yere kendisi döven ve C.nin terzi olduklarını düşündüğü adamlar bıyıklıdır.  Topu arabasının altına kaçırdığı için küçük bir çocuğu azarlayıp ona küfreden kötü yürekli adamında bıyıkları göze çarpar.

C.nin bir diğer saplantısı ise “bacak”tır.  C. bunu her ne kadar arzulasa da bacaklara dokunamaz. Arzulaması babasına benzemesinden bundan korkması ise babasının bacaklara olan özel ilgisinden kaynaklanır. Babasının bu arzusu onda travmaya ve babasına olan nefreti yüzünden bacaklara dokunmaktan korkmasına neden olmuştur. C.nin en büyük korkusu babasına benzemektir bu nedene bacaklara özel ilgisi olan babasından ayrılmak için bu unsuru reddetmeye çabalar.

“…Ama o yapamıyordu; soymayacaktı kadını. Sağ bacağını büküp dizini kaşıdı. Babasına benzemekten korkuyordu” (Atılgan, 2013, s.12).

“Yalnız bacaklarına dokunmuyordu. Neden ona her gelişinde bacaklarını da getirirdi? Hep böyle olurdu. Onları okşama, sıkma isteğiyle avcu karıncalanmaya başladıkça bir kulağı yanardı. Dokunamazdı” (Atılgan, 2013, s.80). 

Yukarıdaki durumları da göz ardı etmemekle birlikte C.nin en büyük probleminin yine Freud’un açıkladığı “Oedipus kompleksi” olduğu kesindir. Freud’a göre, çocuğun annesine karşı yoğun bir aşk duygusu hissetmesinin yanında babasından nefret ettiği, insan ruhsal gelişiminin ilk aşamalarından birisi olan Oedipus kompleksinin üstesinden gelinmesi, Freud’a göre, çocuğun özerk bir varlık haline gelmesinde temel bir geçişi temsil etmektedir. Çocuğun anneye olan aşırı bağlılığı ile anneye sahip olan babaya karşı nefreti bu kuramın düşüncenin temelini oluşturur. “Aylak Adam” romanında ise C. annesini bir yaşındayken kaybetmiştir. Annesi yerine koyduğu teyzesi Zehra, C.ye gerçek bir anne gibi bakmıştır ve en önemlisi sevgisini vermiştir. C. bu durumdan sonra teyzesi Zehra’yı kendisine ait görmüş ve kimse ile paylaşmak istememiştir. Bu bencillik tamamen Oedipus kompleksinin etkisidir.

’Beni Zehra teyzem büyüttü. Onu kıskanç, bencil bir sevgiyle severdim. Olaylar onunla yalnızlığımızı bozup bozmadıklarına göre ya iyi ya da kötüydüler.’” (Atılgan, 2013, s.120)

C.nin roman boyunca dikkat çeken bir diğer ve psikanalizle açıklayabileceğimiz özelliği ise “kulak kaşıntısı”dır.  C. ilginç bir şekilde ne zaman aklının ucundan cinsellik fikrini geçirse kulağını kaşır. Bu da C.nin hayatının travması ve dönüm noktası olarak adlandırabileceğimiz teyzesi ile babasını beraber gördüğü anla alakalıdır. Bu olay esnasında babası onun kulağını yırttığı için artık cinselliğin ve cinselliği düşünmenin cezası olarak C. kulağını kaşır.

“O zamanlar onun, kötü dediği bu adamın metresi olduğunu bilmezdim. Sevilende bizimle ortak duygular vardır sanırız. Onun da babamdan iğrendiği kanısındaydım. Durumu benden iyi gizlemişlerdi doğrusu. Çok geç farkına vardım. İlkokulu bitirdiğim yaz, bir gün odada dergi okurken kapı çalındı. Açılıp kapanınca babamın sesini duydum. ‘ –Hizmetçi nerde?’ Teyzem, ‘−Dışarı çıktı,’ dedi. ‘–Ya çocuk?’ ‘− Ortalıkta yok. O da çıkmış olacak.’ Sonra bir sessizlik… Eğilip aralık kapıdan baktım. Babam bir koluyla teyzemin etekliğini kaldırıp sarmış, öteki eliyle çıplak bacaklarını okşuyordu. ‘−Zehra, şu bacakların yok mu?’ dedi. Çevrem kararır gibi oldu. Fırladım. Üstlerine atıldığımda bacaklar hala çıplaktılar. ‘−Bırak onu, bırak!’ diye bağırdım… Elini ısırdım. ‘Uyy anam!’ dedi. Dişlerim acıdı. Birden sol kulağıma yapıştı. Pis, yakıcı bir acı duydum. Teyzem, ‘Ah, ne yaptın?’ diyordu. ‘Kulağı yırtıldı! Alçak, kulağını yırttın onun! Kulağı yırtıldı.’ diye ağlıyordu. Sonra düştüm. Kafamdaki ses durmadan, ‘Kulağı yırtıldı,’ diyordu. Kulağı yırtıldı, kulağı yırtıldı, kulağı yırtıldı” (Atılgan, 2013, s.152)

C. babasını daha önce de başka kadınlarla görmüştür. Ancak Zehra ile olan birlikteliğinin etkisini çok daha ağır hissetmesinin nedeni yine Oedipus Kompleksi ile açıklanabilecek olan annesi yerine koyduğu ve babasının sahiplendiği Zehra’ya aşırı düşkün oluşudur. C. için baba, onun sevdiği kişiyi elinden alan bir düşman ve rakiptir. Hatta rüyasında defalarca babasını öldürdüğünden bahseder.

““On gün sonra başımdan sargıyı çıkardılar. Yara yeri günlerce kaşındı. Kimi geceler düşümde babamı korkunç ölümlerle birkaç kere öldürürdüm. Kulağım için değil, Zehra teyzeme saldırdı diye.” (Atılgan, 2013, s. 152).

            Rüyalar psikanalist görüşün üzerinde durduğu en önemli unsurdur. “Aylak adam” romanı başkişisi C.nin ise sürekli rüyalar ve gündüz düşleri görüyor oluşu psikanalitik bakışta önemli bir konudur. Terry Eaglaton’a göre; bilinçdışına giden ‘anayol’ rüyalardır. Rüyalar bize bilinçdışımızın işleyişine göz atma ayrıcalığını sağlarlar. Freud için rüyalar, temelinde bilinçdışı isteklerin simgesel tatminleridir. Rüyalar simgesel bir biçime bürünmüşlerdir. (Eaglaton, 2014, s.167)

            “Düşler sanrısal bir biçimde dileklerin doyurulmasına yararlar ve haz ilkesinin egemenliği altında işlevleri bu olmuştur. Ancak travmatik nevrozdan yakınanların düşlerinin onları düzenli bir biçimde travma durumuna geri götürmesi, bu ilkeye hizmet eden bir olgu değildir. Bu düşler, haz ilkesinin egemenliği daha başlamadan tamamlanması gereken başka bir işlevi yerine getirmektedirler daha ziyade: Yokluğu travmatik nevroza yol açmış olan kaygıyı geriye dönük biçimde geliştirerek uyaranla başa çıkmayı sağlamaya çalışmaktadırlar (Freud, 2016, s.43)

            C. nin dikkat çeken diğer rüyaları ise babasına benzemekten korktuğu rüyalardır. Daha önce de bahsettiğimiz gibi babasına benzemek onun en büyük korkusudur. Hayatı boyunca babasından nefret etmiştir ve her kötü adamı babasına benzetmiş, bu kötü kimselerde hep hayatındaki ilk rakip ve düşmanı olan babasının izlerini görmüştür. Bu nedenle babasına benzemek onun için oldukça kötüdür. Ancak bir diğer yandan babasına benzemek kaderinde olan C., kendisi bazen fark etmese de ona benzemektedir. Bu nedenle gördüğü rüyalar bilinçaltında babası ile benzerliklerini kabul ettiğini ispatlar. Gördüğü bir rüyada evlerindeki eski bir hizmetçi ile olan konuşması dikkat çeker.

“Koku artmış… Beyaz önlüklü bir kadın ona doğru koşup önünde duruyor. ‘Ah, baban sandım seni. Sizin evde hizmetçiydim ben. Tıpkı baban gibisin. Bir bıyıkların eksik.’ ‘Defol, babama benzemem ben.’ ‘Niye kızıyorsun? Babaya çekmek kötü bir şey mi? Yaman adamdı senin baban. ‘Defol, istemiyorum.’ ‘İstesen de istemesen de onun gibisin sen. Bak nasıl bakıyorsun bacaklarıma… Kokuyu duymuyorlar mı ?”(Atılgan, 2013, s.29)

C.nin bir müddet sonra bacaklara dokunabilme ve cinselliği düşündüğü zamanlarda kulağını kaşımama yeteneklerini geliştirmesi onun anne figürüne olan sevgisini bastırmış olması ve hatta giderek babasına benzemesi ve bu benzeyişi inkâr etmemesi ile açıklanabilir.  C.nin hayata bağlanması ve kendini zamanla tanıyarak kabul etmiş olması onun hayatındaki bazı sıkıntıları atlatabilmesini sağlamıştır.  Eagleton’a göre erkek çocuğu annesine duyduğu yasak arzuyu terk etmeye ikna eden şey, babasının onu iğdiş etme tehdididir. Bu tehdidin mutlaka dile getirilmesi gerekmez; ama kızın ‘iğdiş edilmiş’ olduğunu gören erkek çocuk, bunu kendine de uygulanabilecek bir ceza olarak düşünür ve endişeli bir teslimiyetle annesine duyduğu yasak arzuyu bastırır (Eagleton, 2014 s.165).

C.nin ilk gerçek sevgisi olan teyzesi Zehra’yı kaybetmiş olması daha sonraları yaşamında kadınlarla olan ilişkisini de önemli boyutlarda etkilemiştir.  Hep Zehra teyzesi gibi yapmacıktan uzak, süsleri olmayan, dudak boyasız, tırnak cilasız, parfüm kullanmayan bir kadın aramıştır. C. bu kadını Sadık ile bir konuşmasında aşağıdaki gibi tarif eder:

“Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!” (Atılgan,2013, s.149)

Yusuf Atılgan’ın “Aylak Adam” romanındaki başkişi olan C.nin her sorunun kaynağı bir şekilde dönüp dolaşıp babasını bulmuştur.  Aslında normal ve sıradan kişilerden hoşlanmayan C.nin bu tavrının nedeni aslında hiçbir zaman bu sorunlar nedeniyle normal biri olamayacak olmasıdır. Zehra teyzesinin sevgisini bir daha asla bulamayacağının farkında olan C.nin babasına öfkesini dindirmesi mümkün olmayacaktır. Bu sorunların kaynağı ölmüş olan babasında ve geçmişinde olduğu için dönüp çözmesi de çok olanaklı değildir.  Zehra teyzesinin sevgisini bulabilmek amacıyla şaşır bir kadını eve götürmesi bile C.nin çaresizliğinin büyük bir kanıtıdır.

“Sedire oturttu. Başını onun kucağına koyup uzandı. Eski evde, teyzesinin kucağında da hep böyle yatardı. Gözlerini yumdu. Burun kanatlarını gerip birkaç kere kokladı. Belki eski kokuları yeniden duymak olanaksızdı. ‘Reçel kıvamına gelince indirirsin’ desene… Oyunun tamamlanması için yapılacak artık tek bir şey vardı. ‘Eğil de burnumun ucunu öp.’” (Atılgan, 2013, s. 174-175)

KAYNAKÇA

  • Atılgan, Y. (2013). Aylak Adam. İstanbul, CanYayınları
  • Cebeci, O. (2015). Psikanalik Edebiyat Kuramı. İstanbul, İthaki Yayınları
  • Eagleton, T. (2014). Edebiyat Kuramı Giriş (Çev. T. Birkan) İstanbul, Ayrıntı Yayınları
  • Freud, S. (2016). Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd (Çev. A. Babaoğlu) İstanbul, Metis Yayınları.

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz