AŞKIN ŞAİRİ CEMAL SAFİ

İçeriğe Oy Verin!

“Var mı beni içinizde tanıyan?
Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
Kalmasa da şöhretimi duymayan
Kimliğimi tarif etmek zor benim”

Cemal Safi… Hece şiirinin bayraktarlığını yapan ünlü şairimiz. Aşkı en güzel anlatan, en derin yaşayan ve aşka aşık olan bir büyük üstadımız…

“Tek Hece” şiirini ondan ilk dinlediğim gün, derinliği karşısında sarsılmış, güzelliği karşısında büyülenmiştim adeta. Bu dizeleri yazan elin ardındaki yüreğin büyüklüğünü kavrayabilmek o zamanlar benim için henüz zordu. Şiiri böylesine samimi ve sıcak dokunuşlarla karşısındakine geçirebilen, gür ve kendine özgü sesiyle adeta sohbet eder gibi okuyabilen büyük bir şair vardı karşımda… 1990 yılıydı, Ankara’da yağmur yağıyor, TRT Arı stüdyosunun ışıkları simden bir şelale gibi üstümüzde parlıyordu.. Cemal hocamla ilk defa o gün “TRT Müzik Ödülleri’ töreninde tanıştık. Dillerden düşmeyen “Vurgun” şarkısının şiirini okuyup ödülünü aldıktan sonra salon alkıştan yıkılırken kulise geldi. Her zamanki gibi sakin, güler yüzlü ama heybetliydi. Bense içi içine sığmayan heyecandan nerdeyse ölmek üzere olan gencecik bir şairdim. Üstelik Türkiye’nin en büyük müzik ödüllerinden birini “Dediler zamanla hep azalırmış sevgiler” şarkısının güfte yazarı olarak almak üzereydim. Halimi görünce benimle sohbet etmeye başladı. Şarkımı çok beğendiğini iyi bir şair olduğumu söyledi. Ondan bunları duymak o gece aldığım ikinci ödülüm olmuştu. Efendiliği ve kibarlığının yanı sıra, tarihin bir yerinden çıkıp gelmiş zarif bir Osmanlı kalem efendisi cemalini taşıyan duruşu da etkileyiciydi. Ankara’da şiir toplantıları düzenlediğini, şairlerin bu toplantılara katıldığını anlattı ve beni de davet etti. Daha sonraları uzun yıllar sürecek bir okul niteliğinde olan bu dinletilerin hepsinde sağ yanında oturdum. Cemal Safi’ye saygı ve sevgi öylesine büyüktü ki; Ankara’lı şairler, bestekarlar, musiki erbabı sanatçılar Pazar günlerini iple çeker, öğlen başlayan bu sohbet ve şiir ortamı gece ilerleyen saatlere kadar devam ederdi. Oradan pek çok şair, bestekar, şiir yorumcusu, organizatör, ses sanatçısı, yazar, sahne yönetmeni, program yapımcısı, tiyatrocu, siyasetçi, vb yetişmiştir. Bu toplantılarda insanlar birbirleriyle şiirin ve musikinin evrensel güzelliğinde dostluklar kurmuşlar, çalışmalar yapmışlar kendilerini geliştirmişlerdi. Bu bağlamda Cemal Safi’nin nüktedanlığından da bahsetmek isterim. Onun sohbetlerinde bulunanlar bilirler. Bize hatıralarından bahseder, başına gelen komik olayları sanki yeniden yaşarmışçasına içten bir neşeyle anlatır hepimizi güldürürdü. Her dinleyişimizde kahkahalara boğulduğumuz bu anıları bazan da fıkraları takip ederdi. Bitmek bilmeyen bir hayat enerjisi ve yaşama sevinci vardı hocamızın. Aşkı ve hüznü öyle sanatsal anlatırdı ki; bizler onun kocaman hayal-gerçek dünyasında yol alarak şiire vardığı izlerin peşine düşerdik hep beraber. Bir de şairlerin kendileriyle ilgili sır tutamadığını söylerdi hep. “Şairin sırrı olmaz çocuklar, çünkü ille de şiir olup çıkar dışarı. Çıkmazsa beni yakar çıkarsa seni yakar” derdi. Bu yüzden de:

“ Elimle kuyumu kazdırdı bana
Ah şu şairliğim olmaz olaydı
Aklına geleni yazdırdı bana
Bütün sırlarımı aleme yaydı
Ah şu şairliğim olmaz olaydı” diyerek şairliğine sitem ettiği şiirini yazmıştır.

O dönemlerde şuarayla yaptığımız şiir dinletileri, sohbet ve sahne programlarında genç olmama karşın, şairlere bir ana gibi, abla gibi, hami gibi yaklaşır, imkanlarım dahilinde sorunlarına çare bulmaya çalışır, tıpkı ustam gibi yakından ilgilenirdim. Bunları da çok isteyerek ve severek yapardım. Şair dostlarımın, kardeşlerimin sağlıklarıyla, sorunlarıyla, sıkıntılarıyla uğraşmak, aralarındaki tatsızlıklara çözüm bulmak beni mutlu ederdi. Bu yüzden genç yaşıma rağmen Cemal hocamız şuara camiasında beni ” Valide-i Şuara” olarak adlandırdı. Yaşça benden çok büyük olan bir kadın şairimizin bundan hoşlanmadığını ve Cemal Safi hocama giderek esas kendisinin böyle anılmaya layık olduğunu söylediğini duyduğumda çok şaşırmıştım. Herkesin katıldığı büyük bir toplantıda mikrofonu eline alarak isim vermeden olanları anlattı ve sonrasında “Kim ne derse desin ben layık olana Valide-i Şuara dedim. İlter Yeşilay bu ünvanı hak edecek bir şairimizdir ve bunu da hem sanatıyla hem ahlakıyla hem de kişiliğiyle fazlasıyla hak etmiştir. “ diye kesin bir dille ifade etti. Bununla da kalmadı “Valide-i Şuara İlter Yeşilay’a” adıyla şahsıma ithaf ettiği ve kaybettiği şair arkadaşlarını bana anlattığı uzun bir şiir yazdı. Bu benim için anlatılmaz gurur verici özel bir anıdır. Aynı zamanda büyük üstadın kararlarının arkasında nasıl durduğunun açık bir göstergesidir. Çünkü o düşünmeden, tartmadan ve inanmadan asla karar vermeyen bir insandı.
Hani derler ya: Dünyaya kırk yılda bir gelen özel insanlar, özel ruhlar varmış diye… Bence Cemal Safi’de o özel insanlardan biriydi. Yıllarca onunla yurt içinde ve dışında birçok programı ve çalışmayı, birlikte yürüttük. Akçay Şiir ve Beste Yarışmaları da bunlardan sadece biriydi. Akçay’da ki bu yarışmaya ülkenin dört bir yanından gelen şairler yazarlar katılır, üç gün süren programlarda sanat erbabı sohbete şiire doyardı. Şimdi hepsi de “kubbede hoş bir sada” bırakan eşsiz anılara dönüştü belleklerimizde.
Cemal Safi denince, üst düzey bir asaleti de içinde taşıyan, hoşgörüsü ve samimiyetiyle, hece şirinde kendi ekolünü yaratabilmiş yalın bir şair gelir aklımıza. Sanat camiasının gergin ve çatışmacı ortamına karşın, onun kızdığını, birini kırdığını, öfkelendiğini gören yoktur sanırım. Ben şahsen kimsenin hakkında olumsuz konuştuğunu duymadım. Üstelik böyle şeyleri hiç sevmez yapanları da kibarca” yavrum onu da öyle kabul edin” diye uyarırdı. Fakat terbiyesizliğe, menfaatçiliğe, dedikoduya, yalancılığa ve kibre hiç tahammülü yoktu. Böyle insanlarla aynı ortamı paylaşmayı bile istemezdi. O engin gönlünün içinde sevdiklerinin ayrı bir yeri vardı her zaman. Eşsiz şiirleri ve hasletleriyle insanları mıknatıs gibi etrafına çekmesini ve bu kadar çok sevilmesini ben büyük bir şair olmasının yanı sıra çok özel bir insan olmasına da bağlıyorum. Zamanın ruhuna karşı, romantik bir duruşla unutulan birçok değeri kendi bünyesinde tezahür ettirebilmesi bunun en güçlü kanıtı değil mi?
Cemal Safi düşüncede başka, yaşayışta başka biri olamayacak kadar da dürüst bir insandı. Kendi doğrularını kimseye dayatmaz ama doğru bildiğinden de kimse onu vazgeçiremezdi. Bu yüzden neye mal olursa olsun inandığı gibi yaşamaktan hiç vazgeçmedi. Ne aşkını sakladı ne aşktan saklandı hayatı boyunca. Olduğu gibi hayatın kendisine getirdiklerini kabul etti, götürdüklerini de acı bir gülümsemeyle uğurladı.
İşte tamda bundandır:

Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış. Dediğinde acısına gerçekten dokunabilmemiz.
Bundandır;
Aynaların farkı kalmaz düşmanla,
Tanışırsın doğduğuna pişmanla,
Hüzün adres değiştirir zamanla,
Benden geçer ,sana göçer sevdiğim. Dediğinde terk edilmenin çaresizliğini bu kadar derinden duymamız.
Bundandır;
Sessizim ne kadar üzsen de beni
Ağzımı açmaya gözüm kesmiyor
Vurduğun zincirden çözsen de beni
Bırakıp kaçmaya gözüm kesmiyor Dediğinde susmaya ve kalmaya mecbur olmanın sessizliğinde kaybolmamız…
Bundandır;
Seninle buluşmamız ne kadar zor olsa da,
Senden sadece beni sevmeni istiyorum.
Beş dakika baş başa kalmamız suç olsa da

Senden sadece beni sevmeni istiyorum. Dediğinde sevgiye yakarışın çığlığını böylesine dudaklarımızda hissetmemiz.
Onun şiirlerini okuyanlar, güneşten ışık çalar gibi mananın ve derin duyguların peşine düşüp kelimelerin büyüsünde dans ederler. Ben, birçok programda Cemal Safi sahnede şiir okurken insanların vecd içinde kendi duygularına içsel bir yolculuk yaptığını gördüm. Zamandan ve zeminden koparak mananın güzelliğinde kaybolmanın zevkini böylesine sunabilmenin ne kadar özel olduğunu da…

Cemal Safi hocamla yılları şiirin ve dostluğun eşsiz ruhaniyetinde paylaşmanın çok farklı bir ayrıcalık olduğunu en iyi bilenlerdenim. Ailemizde de her zaman önemli bir yeri vardır bu sevginin. Eşime “damat” diye seslenerek beni kızı gibi görür, oğluma her zaman büyük sevgi duyardı hocamız. Hayatımıza samimi ve içten dokunabilen önemli bir aile dostumuz olmuştur hayatımız boyunca. Onunla paylaştığımız, çalıştığımız her günün bana ne kadar çok şeyler kattığını yaşadıkça daha iyi anlıyorum. Beni çok takdir ettiğini hep söyleyen ve başarılarımla gurur duyan Cemal hocamı kaybetmenin derin üzüntüsünü içimde yaşarken, böylesine büyük bir şairin yanı başında aynı dönemi yaşamaktan ve tarihe not düşmekten duyduğum onuru da bir madalya gibi göğsümde taşıyorum her zaman… Onun hakkında ne söylesem ne yazsam bir tarafı eksik kalacak biliyorum. Çünkü bazı insanlar da, bazı duygular gibi anlatılmaz yaşanır ancak. İmanlı ve sahih bir Müslüman olan, şiirlerini aşkla, inançla ve insan sevgisiyle hemhal ederek yazan bir büyük şair geçti hayatlarımızdan.

“ İmkansız” aşkların kıyısında” vurgun” yiyen, “Beş dakika baş başa kalmasının güç” olduğu sevgilisiyle “Rüyalarında buluşan”, “Sen gelmiyordun” diyerek aşkının kapısına dayanan ve “Ya evde yoksan” diye hayıflanan, karşısında onu görünce “Ağlarsın düştüğüm halleri görsen” diye içini döken, hasretini, acılarını “ Sen bilmiyordun” diyerek itiraf eden, sonunda “Git iş işten geçmeden çok geç olmadan vakit” sözleriyle aşka son noktayı koyarak “Kainatın ulu imparatoruna” ellerini açıp dua eden aşkın şairi Cemal Safi, yıldızlar saçan dizeleriyle kalplerimize dokunarak geçip gitti hayatlarımızdan. Ruhun şad olsun sevgili hocam seni hiç unutmayacağız.

İlter Yeşilay ( Valide-i Şuara)

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz