ANAR RIZAYEV’İN ‘AK LİMAN’ VE ‘BEŞ KATLI EVİN ALTINCI KATI’ ROMANLARINDA SİMGESEL BİR DEĞER OLARAK MEKÂN/Fatma Topdaş Çelik

GİRİŞ

Azerbaycan edebiyatında “Yeni Edebiyat Kuşağı” olarak kabul edilen 1960-70’li yıllar, ideolojik yaklaşımlardan uzak, bireyi var eden değerlerin farklı teknik ve anlatım yollarıyla ortaya konulduğu bir dönemdir. Edebiyatın yaşam ve bireyle olan ilişkisinin değişmesiyle devrin geleneksel ve kalıplaşmış izleklerinden uzaklaşan sanatçılarından birisi de Anar Rızayev’dir. Azerbaycan edebiyatında daha çok romanlarıyla tanınan Anar Rızayev’in özellikle ‘Ak Liman’ ve ‘Beş Katlı Evin Altıncı Katı’ adlı romanları, onun sanatsal yaratıcılığının doruk noktasıdır. Araştırmaya kaynaklık eden ‘Ak Liman’ ve ‘Beş Katlı Evin Altıncı Katı’ adlı romanlarda geçen fiziksel/çevresel mekânlar, varoluşun hissedildiği yere dönüşerek algısal bir düzlemde görüngülenir. Anlatı kişilerinin kendilerini tanımasında ve tamamlamasında önemli bir görevi olan bu mekânlar, aynı zamanda bireyin ruh durumunu açımlar niteliktedir. Bu nedenle anlatı karakterleri ile mekân unsuru birbirini tamamlar niteliktedir.

Anar Rızayev’in çevre ile insan arasındaki ilişkinin işlevsel boyutta olduğu  ‘Ak Liman’ ve ‘Beş Katlı Evin Altıncı Katı’ adlı romanlarında anlatı karakterleri, mekânın sadece kendisine sunduğunu düşündüğü imkân ya da imkânsızlıklarla iç dünyalarında entrik kurgunun temel çıkış noktasını oluşturan algısal mekânlar inşa ederler. Bu algısal mekânlar karakterlerin ruh durumuna ve algısına göre “kapalı/dar” ve “açık/geniş” (Korkmaz, 2015: 98) olmak üzere iki farklı yönde işlevsellik gösterir.

  1. Açık/Geniş Mekânlar

Fiziksel bir mekân olmanın ötesinde bireyin dünyaya yerleşmesini sağlayarak onun fiziksel-tinsel gelişimini olumlu yönde etkileyen mekânlar, açık/geniş mekânlardır. Bireyin fiziksel ve duygusal anlamda sığınağı olan bu mekânlar, bireye güven telkin eder ve “mekânın bu güvenli sığınak algısı, üzerinde yaşayanları kendi içlerinden çıkmaya ve etrafı/dünyayı görmeye davet eder.” (Korkmaz, 2015: 95).

‘Ak Liman’ adlı romanda mekân canlı ve fonksiyonel bir unsur olarak kullanılır. Anlatı karakterlerinden Zaur, Tahmine’yi sevdiğinin farkına vardığında ona bir mektup yazmaya karar verir. Hem Tahmine’ye hem de anne-babasına seslendiği bu mektupta, gözlerinin açıldığını iddia eden Zaur, mekânı “dünyada bir yer edinme meselesi” olarak algılar;

“İnsan iki kez doğmalı. İlkinde onu anası babası dünyaya getirsinler, ikincisinde kendi kendisini yaratsın, dünyada bir yer edinsin.” (Ak Liman, s. 100)

İnsanın fiziksel olarak içine doğduğu dünya ancak farkındalık, seçim ve sorumluluk bağdaşıklığında varoluşsal bir mekâna dönüşür. Varoluşsal olanaklılığın belirlendiği bu mekânda, bir “kendi oluş” süreci yaşanır ve bu süreçte birey, bedenden öze/ruha doğru sürekli bir atılım içindedir. Amaç, fiziksel olarak oturduğu mekâna tinsel olarak da oturmaktır. Dolayısıyla insan, ancak bedenini ve ruhunu bir arada oturtabildiği dünyalık bir yerde kendini yaratabilir. Böylesi bir “kendi oluş” farkındalığının yarattığı sorgulama sonucunda kendi istemlerini önceleyen Zaur, verilmişlikleri aşıp varoluşunu kendi eylemleriyle gerçekleştirmek ister. Böylelikle dünya, kendini tinsel anlamda yeniden yaratan birey için açık/geniş bir mekân olma özelliği kazanır;

“Sevgili ana-babam, beni dünyaya getirmeniz benim ilk doğuşumdur. Daha kendimi yaratamamışım.

Hala sizin yarattığınız gibi, sizin istekleriniz doğrultusunda yaşıyorum. (…)

Ama ben artık kendi yaşamımı yaratmalıyım. (…) Ben kendi emeğimin karşılığıyla yaşamak istiyorum. Kendi istem ve bilincimle yaşamak istiyorum. ” (Ak Liman, s. 100)

Arzu edilen mekânlar, içinde bulunulan mekândan farklı olarak özel anlamlar içerir ve bu da arzulanan mekâna özlem duyulmasına sebep olur. Tahmine’nin arzu ettiği “ak liman”, aslında düşlerinin mekânıdır; “Düşümde deniz kıyısındaydım. Parlak, aydınlık bir gün. Kıyı bomboş, tek başınayım, yapayalnız. Deniz masmavi uzakta, çok uzaklarda, ufuk çizgisi hizasında ak bir liman görünüyor, ve bu ak limanda kıpkırmızı gemiler demir atmış.” (Ak Liman, s. 157) Liman, bilinen anlamıyla “doğal ve yapay sığınak(tır) (Türkçe Sözlük, 2005: 1309). Ancak yazarın kullandığı liman, fiziksel ve tinsel anlamda bir tutunma noktası, gemi ise bu mekânda kendilik değerleriyle yaşamını devam ettirme fırsatı bulan bireylerin açılımıdır. Temizliğin ve masumiyetin simgesi olan bu ak limanda sadece kırmızı renkli gemiler vardır. Bu gemilerin kırmızılığı, bireyi limana götüren aşk ve tutkuyu; gemiler de bu tutkuyu kuşanarak yola çıkan bireyleri sembolize eder. Dolayısıyla aşk, bireyin ontolojik anlamda dünyada bir yer edinmesine yardım eden bir yol göstericidir. Kendilik, özgürlük gibi sonsuz açılımları içinde barındıran ak liman, bu sebeple düşsel bir cennettir. Taşıdığı beyaz rengin dizgesel açılımıyla ilişkilendirilebilen bu liman, Tahmine için endişeden uzak, asude bir mekân olduğu için açık/geniştir.

Mekân -dar anlamıyla ev-, içindeki insan ve nesnenin varlığıyla kendini gösterir. “Bireysel ya da sosyal olsun, mekânların barındırdığı eşyalar, formlar ve bunların sıralanışı bize o mekân hakkında -ve dolayısıyla o mekânın sahipleri hakkında- en önemli ipuçlarını ve ilk izlenimi verir.(…) (E)vimizdeki eşyalar, gerçek benliğimizi bize hatırlatmada en az bir cami ya da bir şapel kadar başarılıdır.” (Botton, 2007: 132) Dolayısıyla benliğe ait değerler ve eşya/nesne gibi ögelerin birleşimden oluşan ev, bireyin kendisini farklı araçlar kullanarak anlattığı öznel bir yapıdır;

“Zaur, ömründe ilk defa Tahmine’nin odasına giriyordu. Hayalinde çok canlandırmıştı bu odayı.

Şimdi ise Tahmine’nin defalarca, bütün tafsilatıyla tasvir ettiği şeyleri görüyordu. Standart Romen mobilyası, Tahmine’nin duvarlara asılmış büyük resimleri, köşede şişirilmiş renkli balon, tabiatın garip olgusu küçük incir ağacı, ağır sarkaçlı büyük duvar saati vardı odada. Fakat tasvir ve tasavvur edilemeyecek, izah olunamayacak bir hava, özel bir güzellik, bir zevk de hissediliyordu bu yerde. Oda Tahmine’nin zevkinin, Tahmine’nin şahsiyetinin aynasıydı sanki.” (Beş Katlı Evin Altıncı Katı, s. 138)

Tahmine’ye özgü karakteristik özellikler taşıyan oda, onun duygu, düşünce ve yaşama ilişkin edinimlerini yansıtır. Tahmine, hem bu odaya bir kimlik kazandırır hem de bu oda, Tahmine’nin kimliği hakkında bilgi verir. Çünkü Tahmine bu odada “kendini ve mekânı üretir” (Lefebvre, 2015: 188). Böylelikle oda, kimliğin ifadesi olur. Hiçbir şeyin rastlantı olmadığı, her şeyin bireyin kişiliğine ve isteğine göre yerleştirildiği bu bireysel mekânların anlatmak, aktarmak istediği mesajlar vardır. “Bu mesaj güçlü, zayıf, olumlu ya da olumsuz olabilir ancak yokluğu hiçbir zaman söz konusu değildir.” (Taşçıoğlu, 2013: 61). Dolayısıyla Tahmine’nin kimliği odaya yansıdıkça bu oda adeta Tahmine’yi tanıtan bireysel bir belge niteliğine bürünür. Tahmine ile odası arasındaki ilişki ve etkileşimin farkına varan Zaur, aynı zamanda bu odada Tahmine’nin ruhunu ve canlılığını keşfeder. Zaur’un mekâna yönelik algısının zenginleşmesiyle benzersiz bir yer olarak algılanan bu oda, onun için açık/geniş mekândır.

Aşk, birliktelik, huzur, sığınma gibi olumlanan değerlerin tümünü temsil eden açık mekânlar, içsellikle dokunduğu için bireyin varoluşunu hissettiği yerlerdir. Fiziksel mekânın veremediği hissiyatı veren bu mekânlar, karakterleri kendine doğru çekerek onları kendi olmaya yönlendirir.

  • Kapalı/Dar Mekânlar

Mekân-insan ilişkisi bağlamında kapalı/dar mekânlar, insanın ruhunda meydana gelen olumsuz değişimlerin mekâna yansımasıyla var olur. Bu tür mekânlar, ölçülebilir bir küçüklüğü/genişliği ifade ettiği için değil, karakterin yaşam algısı mekân tarafından kuşatıldığı için kapalı/dardır. Dolayısıyla algı ve düşünceyle sınırları belirlenen bu tür mekânlar, karakterin onamadığı “yutucu mekân”lardır. Öyle ki “yutucu, dar mekân, romanda kahramanın büyümesini, gelişmesini engelleyen, kahramanın düşünsel ve ruhsal olarak yutulup kaybolmasına neden olan mekândır.” (Şahin, 2007: 193). Aynı zamanda bu mekanlar yitip gitme, kaybolma endişesi taşıyan karaktere, içinden sıyrılıp çıkma imkanı tanımadığı için labirent görünümlü bir engeldir.

‘Ak Liman’ ve ‘Beş Katlı Evin Altıncı Katı’ adlı romanlarda psikolojik duruma göre olumsuz yönde anlam değiştirerek “kişisel mekâna” (Cüceloğlu, 1999: 274) dönüşen kapalı/dar mekânlardan ilki, Zaur ve Tahmine’nin yaşadığı evdir. Ev, “içtenlik mekânı olarak kendiliğin, koruyucu, barındırıcı ve varedici özellikleri ile simgesel anlamda düşünülmesi gereken yerlerdir.” (Deveci, 2016: 50-51). Ancak önceleri Zaur için açık mekân olan bu ev, Zaur’un olanları kabul edip mücadele etmeyi bırakmasıyla güzellik ve mutluluğu simgelemekten uzaklaşarak olumsuz duygular yaratır;

“Zaur duvar kâğıtlarına bakıyordu. Bu duvar kâğıtları Tahmine’nin dediğine göre Zaur’un geldiği gün çiçek açmışlardı. Şimdi gece lambasının alacakaranlığında başka biçimde görünüyorlardı.” (Beş Katlı Evin Altıncı Katı, s. 181-182)

Fiziksel ya da algısal olarak mekânla sürekli iletişim halinde olmak, mekâna ilişkin hatıraları canlandırır. Öyle ki mekân ve onu oluşturan ögeler, algıyla anlam kazanır ya da değer kaybeder. Zaur, sevgilisi Tahmine’nin öldüğünü öğrendikten sonra, daha önceleri sevgilisiyle birlikte olduğu geçmişin güzel, anlamlı mekânlarına gider ve kaybettiklerini bulmaya çalışır. Önceleri anlam kazanıp daha sonraları değer kaybederek kapalı/dar bir görünüme bürünen bu yerler, Zaur’un kendini mutsuz, huzursuz hissetmesine sebep olur. Çünkü bu mekânlar sevgiliyle birlikte ölmüş ve artık olumsuz, yaşanılmaz çağrışımlar taşımaktadır. Dolayısıyla kendi oluşu kısıtlayan bu mekânlar, bütün açılımlarıyla trajik bir alana dönüşür ve anlatı karakterinin ruhunda uyandırdığı yansımalarla kapalı/dar mekân olarak yeniden anlamlandırılır;

“Hiçbir zaman bunu tasavvur edemezdi evlerin, sokakların insana bu kadar acı vereceğini. Evlerin, sokakların, arabaların.” (Beş Katlı Evin Altıncı Katı, s. 263)

‘Beş Katlı Evin Altıncı Katı’ adlı romanda olay örgüsünün merkezî mekânı, beş katlı ev/otel’dir. Bu otel, Zaur’un yıllar önce ölen sevgilisi Tahmine’yi yeniden gördüğüne inandığı yerdir. Zaur, Tahmine’yi sokakta tesadüfen görür ve onu takip ederek beş katlı olan bu otele gelir;

“Tahmine yeni otele girecekti. Peşinden oraya koşacak ve Tahmine’nin asansörün içine girdiğini görecekti. Zaur asansörün kapısına doğru atılacak, ama kapılar hemen kapanacaktı. Zaur duvardaki ışık tablosuna bakacak, tabloda asansörün hareketi görünecek, katların rakamları birbirini takip edecekti. 2, 3, 4, 5, 6. Asansör altıncı kata çıkıp duracaktı. Zaur düğmeye basacak ve asansör birinci kata inecek, tabut gibi ağır ve azametle gelecek, kapılar açılacak, Zaur asansörün içine girecek, altıncı katın düğmesine basmak isteyecek ve o anda altıncı katın düğmesinin olmadığı anlaşılacaktı. Çünkü altıncı kat zaten yoktu. Bina beş katlıydı. Altıncı kat dışardaki ışık tablosunda da yoktu, Zaur’un gözüne var görünmüştü. Ama Zaur asansörün altıncı kata çıktığına yemin edebilirdi.” (Beş Katlı Evin Altıncı Katı, s. 278)

Simgesel düzlemde bakıldığında dünya ile ilişkilendirilen otel, “sürekli yurtsuzluğun geçici yurdudur.” (Korkmaz 2015: 179). Ancak otel, genel anlamda ise dünya, öncelikle bilişsel/nesnel bir mekândır ve sınırları, kimi zaman içinde sıkışıp kalan insana algısal/tinsel açıdan bir tutunma noktasını gerekli kılar. Nitekim “ontolojik anlamdaki hiyerarşik sistemin en üst basamağını oluşturan tinsel tabaka (Geist), bu “tutunma” ve “dönüştürme” sürecinin özel bir görünümüdür. Tinsel tabaka, kendini gerçekleştirme yolundaki varlığın, bütün tarihsel açılımlarını kazanımlarını öz olarak içeren, üst bir değer kategorisidir.” (Korkmaz, 2004: 151) Dolayısıyla dünyanın sınırlılığı, romanda “beş katlı otel” ile ilişkilendirilirken herkesin çıkamayacağı ulvî mekân, tinsel tabaka ise altıncı kat ile sembolize edilir. Ancak “insanın kendini tamamladığı değerleri içinde barındıran bir simge” (Şahin, 2010: 157) değer olan bu kat, dünya yolculuğunda sadece kendini gerçekleştirebilenlerin ulaşacağı ulvî bir mekândır. Nitekim Tahmine, yaşadığı aşka ihanet etmediği için bu kata çıkabilir. Çünkü bu kat, aşkın bir gözün görebileceği bir mekândır. Kendilik değerlerini yok saydığı için altıncı kata çıkamayan Zaur ise otelin her yerini gezmesine rağmen bu katı bulamaz. Altıncı katı ararken otelde karşısına çıkan şeyler ise düzensizlik, kirlilik ve sıradanlıktan ibarettir. Dolayısıyla içtenlik değerlerinden yoksun olan bu otel, Zaur için çıkışı olmayan bir labirentten farksızdır ve bu yönüyle kapalı/dar mekândır;

“bütün katı gezecek, arayacak, sonra yangın merdiveniyle dama çıkacaktı. Damda ise güzel mayıs gecesinden, yıldızla dolu semadan, sevişen kedilerden başka hiç bir şey ve hiç bir kimse olmayacaktı, yalnızca yeni döşenmiş ziftin kokusu gelecekti.” (Beş Katlı Evin altıncı Katı, s. 278)

Olumsuz göndergelere sahip olan ve varoluşsal değerleri tahrip eden kapalı/dar mekânların anlatı karakterleri üzerindeki baskısı, bir bölünmüşlük yaratır. Düşsel ve düşünsel anlamda karaktere bir değer katmayan böylesi mekânlar, dağılma ve çaresizlik yaşattığı için yaşam alanını kısıtlamaktadır.

SONUÇ

Anar Rızayev’in ele alınan romanlarında anlatı karakterleri mekâna kendi ruhsal durumlarının perspektifinden bakarak onu yeniden kurup anlamlandırırlar. Yaratılan bu yeni mekânlar ile onu algılayan karakterlerin anlaksal ve tinsel durumu arasında bağlantı kurulabildiği için mekânın anlamsal dünyasına girilir. Karakterlerin dünya ve ötekilerle olan süreğen ilişkisini yönlendirerek düşünme ve yaşam algısını şahsileştiren anlatı mekânları, mekân-insan arasında var olan algısal akış nedeniyle bir simgeye dönüşür. Böylece yazar okuyucuya, anlatı karakterlerinin yaşadığı özlem, aşk ve sıkıntıları kurguladığı simgesel mekânlar aracılığıyla anlama ve anlamlandırma fırsatı tanır.

KAYNAKLAR

Cüceloğlu, Doğan, (1999), İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi, İstanbul.

De Botton, Alain, (2007), Mutluluğun Mimarisi (Çev., Banu Tellioğlu Altuğ), Sel Yayınları, İstanbul.

Deveci, Mutlu, (2016), “Halit Ziya Uşaklıgil’in Öykülerinde Zaman ve Mekân”, ASOS JOURNAL- The Journal of Academic Social Science (Prof. Dr. İbrahim KAVAZ Özel Sayısı), S. 24, s. 43-60.

Korkmaz, Ramazan, (2004), Aytmatov Anlatılarında Ötekileşme Sorunu ve Dönüş İzlekleri, Türksoy Yayınları, Ankara.

Korkmaz, Ramazan, (2015), Yazınsal Okumalar, Kesit Yayınları, İstanbul.

Lefebvre, Henri, (2015), Mekânın Üretimi (Çev., Işık Ergüden), Sel Yayınları, İstanbul.

Rızayev, Anar, (1991), Ak Liman, Simavi Yayınları, İstanbul.

Rızayev, Anar, (1997), Beş Katlı Evin Altıncı Katı, Ötüken Yayınları, İstanbul.

Şahin, Veysel (2007). “Roman Tekniği Bakımından Yaban” e-Journal of New World Sciences Academy, Wolume: 2, Number: 3, s.179-196.

Şahin, Veysel (2010). “Peyami Safa’nın “Fatih-Harbiye” Adlı Romanında Simgesel Değerler”, bilig, S. 55, s.147-164.

Taşçıoğlu, Melike, (2013), Bir Görsel İletişim Platformu Olarak Mekân, Yem Yayınları, İstanbul.

Türkçe Sözlük, (2005), Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara.

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz