AFRİKA’DA TÜRKÇE Selahattin YAZAR

Denir ki; insan küçük bir kainattır. Yani? Yani dışarda bir sorun varsa içerde; içerde bir sorun varsa dışarda da bir sorun var demektir. Öyle ya, kainatla bir bütünüz; bütünün bir parçası ağrırsa diğerleri de sükun bulmaz. Afrika içimizde hep hüzün ve acıma duyguları uyandıran, zihnimizde açlık ve sefalet senaryoları canlandıran kara kıta…  Önemli bir tarihi geçmişimiz olmasına rağmen Osmanlı sonrası dünyanın bu tarafına ülke olarak kapalı kaldık. Uzaktan baktık. Son yirmi yıldan beri bu durum değişmeye başladı. Türkçe, öncelikle Balkanlardan orta ve Güney Asya’ya oradan kuzey Afrika’ya  kadar etkili bir “Dünya Dili”’olmaya başladı.

     Afrika deyince ilk akla gelen miadını doldurmuş sömürge düzenidir. Gidip görmeyen insanlar için; fakir, geri kalmış, herhangi bir zenginlikleri olmayan topluluklar akla gelmektedir. Halbuki gerçek öyle değildir. Maddi dünyada zenginlik olarak adlandırılan: altın, elmas, bakır, uranyum ve daha birçok madenin yanında doğal kaynaklar, tarım alanları, ormanlar, iklim… gibi birçok şey en çok burada boldur. Mesela; Gine cumhuriyeti bakır ve alüminyum üretiminde kullanılan boksit madeninin toplam dünya rezervinin yüzde yetmişine sahipken başkentinin kanalizasyon sistemi yoktur; Nijer büyük bir uranyum üreticisi ve nükleer santrallerin yakıt tedarikini yapan bir ülke iken elektrik enerjisini Nijerya’dan satın almaktadır; Mali bir Avrupa ülkesinin tüm pamuk üretimini karşılarken ülkesinde bir kumaş fabrikası yoktur… Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu ülkelerin bir ortak özelliği daha vardır… Sömürgesi oldukları ülkenin dilini konuşurlar… Bölgede konuşulan birçok yerel dil bu sömürge dilinin gölgesinde kalmıştır.Bu sömürge ülkeler bu insanlara medeniyet getirmek iddiasıyla buraya gelmişlerdir. Maalesef iddia ile gerçek arasında çok büyük farklar bulunmaktadır. Kara kıtanın insanları umudu sınırların ötesinde ararlar hep. Bu arayışlara Akdeniz suları trajik bir şekilde şahit olmaktadır.

     İnsanın en önemli başarısı “kendisi olması”dır…

     Bir kopya ne kadar iyi olursa olsun kopyadır. Aslını geçemez. Ecdadımız yüzyıllarca hüküm sürdüğü coğrafyalarda insanların dili, dini, gelenek ve görenekleriyle uğraşmamış, onları olduğu gibi kabul ederek adalet içinde yaşatmayı amaç edinmiştir.

    Gelelim dilimize … Şunu rahatlıkla ve gururla ifade edeyim öncelikle: Avrupa’dan Asya’ya oradan Afrika’ya kadar Türkçe “umudun sesi”dir. Türkçe “vicdanın sesi”dir. Çünkü; nerede mazlum varsa bizim orada görevimiz vardır, nerede umutsuzluk varsa bizim orada işimiz vardır. Bir Afrikalının şu tesbitini çok yerinde buluyorum: Biz beyazları çok gördük, bundan sonra bize beyazlardan bir fayda gelecekse bunlar yalnızca Türkler olabilir. Tüm kalbimle katılıyorum.

     Daha önce STK lar marifetiyle Afrika’da yürütülen faaliyetlerin yanında artık ülkemizin çok değerli kurumları da buralarda faaliyetlerine başladılar. Maarif Vakfı, YTB, Yunus Emre Enstitüsü tabiki büyükelçiliklerimiz eğitimden sosyal faaliyetlere ve altyapı yatırımlarına kadar her alanda faaliyetlerini yoğunlaştırmaktadırlar. Maarif Vakfı okullarında okuyan öğrenciler bitirme sınavlarından sonra çeşitli burslarla veya kendi imkanlarıyla ülkemizin üniversitelerinde tıptan hukuka, mühendislikten eğitime kadar birçok alanda eğitim alıyorlar. Her Afrika ülkesinde günden güne Türkiye’de eğitim alan ve Türkçe konuşan gençlerin sayısı artıyor. Hatta bunlar bir araya gelerek çeşitli dernekler bile kurmaya başladılar.

     Afrika’da yapılacak çok iş var. Tabi tüm bu işler sömürge zihniyetiyle değil, oradaki kardeşlerimizin elinden tutup kaldırmak anlayışıyla yapılacaktır. Bizim kapitalist batı ile en önemli farkımız budur. Bu işlerin gerçekleşmesi için en önemli vasıta dildir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu kıtada da Türkçe varlığımız gün geçtikçe artmaktadır. Altmış kadar ülkede faaliyet gösteren Türk okullarında yetişen öğrenciler geleceklerini Türkçe ve Türkiye ile şekillendirmektedirler. Yunus Emre Enstitümüz kültürümüzün aktarılmasında önemli bir boşluğu doldurmuştur.

     Artık yavaş yavaş edebiyatçılar Afrika’ya yönelik çalışmalar yapmalıdır. Afrika’yı yazmaya başlamalıdır.

Biz bu dil ile bu insanlara umudu götüreceğiz. Bu dil ile bu insanlara adaleti öğreteceğiz. Bu dil ile bu insanların aydınlanmasını sağlayacağız. Bu dil ile bu insanlara sahip olduklarının farkına varmalarını sağlayacağız.

Oralardan Türkçemize yakın zamanlarda edebiyat ürünleri verecek gençlerin yetişmesi fikri bana çok heyecan verici geliyor.  Sizce de öyle değil mi?

Yorum Yaz