ÇOK YÖNLÜ SOSYAL BİR OLGU: ÇOCUK OYUNLARI ÜZERİNE BİRKAÇ NOT

İçeriğe Oy Verin!

İnsanın nesnel dünyası ile öznel dünyası arasında bir köprü görevi gören “oyun” kelimesi üzerine pek çok tanımlama/açıklama yapılmıştır. Oyunu bir enerji boşalması, enerji fazlalığını atma, çocukların büyürken acıyı hissetmemeleri için fizyolojik bir aktivite, zaman geçirmeye yarayan belli kuralları olan eğlence vs. şeklindeki tanımları, oyun kelimesinin anlam zenginliğini göstermesinin yanısıra Türkçemizde oyun kelimesinden türetilen kelimelerin fazlalığı oyun kelimesinin kültürümüzde ne denli önemli olduğunun göstergesi olsa gerektir.

“ oyun almak, oyun bağlamak, oyun bozmak, oyun çıkarmak, oyuna gelmek, oyun kurmak, oyun vermek, oyun yapmak, oyuna çıkmak, oyun getirmek, oyuna kurban gitmek, oyunu almak, oyun alanı, oyun bozan, oyun ebesi, oyun kurucu, oyun sahası, oynak, oynatılmak, oynatmak vs.” şeklindeki kullanımlar Türkçe’de bu kelimenin ne kadar çok kullanıldığını göstermektedir.

Genelde oyun, özelde çocuk oyunları kavramlarıyla son zamanlara kadar boş zamanların değerlendirilmesi anlaşılmıştır ki  yapılan incelemeler artık oyun kavramının bu tanımlamanın çok ötesinde bir yerde durduğunu göstermektedir. “ çocuğun isteyerek ve hoşlanarak yer aldığı, fiziksel, bilişsel, dil ve duygusal-sosyal gelişimin temeli olan, gerçek hayatın bir parçası ve çocuk için en etkin öğrenme sürecidir.” (Dönmez, 1992:12) şeklindeki tarifler artık oyunların uyum ve duygusal olgunluğu geliştiren, yetenek, zeka, dikkat, beceriyi geliştiren bir tür eğitim süreci olarak tanımlanmasını sağlamıştır.

Ebu Hamit Gazzali (1058-111) çocuğun eğitiminin oyunla başlatılmasının üzerinde durmuş, Yunan filozof Eflatun (M.Ö. 428-347), “çocuk oyunla büyümelidir” diyerek oyunun gücüne vurgu yapmış, İngiliz Filozof Jon Locke (1643-1704), ise “derslerin daha çekici olmasını istiyorsanız  çocuğun ilk yaşlardaki oyun içgüdülerinden yararlanınız” şeklindeki görüşleri çocuğun eğitim aşamasına başlamasından itibaren oyunla yönlendirilmesini tavsiye etmişlerdir.

İnsani ilişkilerin tıpkı televizyon gibi açıp kapanabilecek bir yüzeysellikte olduğu bu dönemde çocuk oyunları bireyin sosyalleşmesini, paylaşma duygusunu, rakibe saygı duymasını, yenilgiyi hazmetmesini, gayretini, azmini kısaca hayat karşısındaki tavrını belirleyerek ileriki yaşantısına şekil verecek niteliktedir. Kalıplaşmış tekerlememsi veya uyaklı sözler önceden belirlenmiş hareketler (jimnastik ve ritmik), ezgiler, dramatik sahneler, geometrik çizgiler veya biçimler, beceri isteyen jestler davranışlar, güç gösterileri, törelik anlatımlı sözler, hareketler oyunu kompleks bir yapı olarak karşımıza çıkarır. Günümüzde çocuğun sokaktan, oyun alanlarından koparıp internete, bilgisayara, tv.lere mahkum eden sosyal yaşantısı çocuğu içinde bulunduğu toplumun değer yargılarını benimseyip aidiyet hissetmeden yetişmesini insani ilişkilerden yoksun gelenekten kopuk olarak büyümesini sağlıyor.

Örneğin yöremizde görülen ve temelinde kut törenlerinin olduğu bir tabiat hadisesinin canlandırıldığı “Molla Potik” oyunu geleneğin kesintiye uğraması nedeniyle sadece yazılı kaynaklarda kalmış, bu oyunu oynayacak çocuk da, sosyal şartlar da doku da kalmamıştır.

Yöremizde “Molla Potik/Mılla Potik/Mılla Mottik/Alla Potik/ Yağmur Gelin/Çiçi Mama Dodi dodi/Gollo Potik adıyla bilinen yağmur yağmadığı, kuraklık olduğu zaman oynanan bu oyun günümüzde unutulmaya yüz tutmuş  hemen hemen hiç oynanmayan bir oyundur. Bahar geldiği halde yağmur yağmadığı ve kuraklığın baş gösterdiği zamanlarda çocuklar bu oyunu oynamak için toplanır. Bu oyunda kullanılmak üzere Molla Potik isimli oyuncak hazırlanır. Biri uzun biri kısa olmak üzere iki tahta sopa bulunur, sopalar artı biçiminde birbirine bağlanır. Yatay tutulan sopa kısa olandır bu tahtaların üzeri bezlerle çeşitli renklerdeki kumaşlarla ve iplerle sarılarak tahtaya bebek sureti verilir. Bebeğin başına genellikle beyaz bir bez veya yazma örtülür. Daha sonra oyunculardan ikisi Molla Potik’in iki kolundan tutar. Oyuncular Molla Potik ile beraber oyuna özgü tekerlemeler söyleyerek kapı kapı dolaşırlar:

“ Molla potik ne ister?

Allah’tan yağmur ister

Küpten yağ ister

Petekten bal ister

Tenekeden kavurma ister

Ambardan bulgur ister

Allah’tan yağmur ister ver Allah’ım ver

Sicim gibi yağmur ver”

Oyuncular bu tekerlemeyi söylerken evlerin kapılarını çalarlar. Evdekiler gelenlere yağ, bulgur, salça, tuz, ekmek gibi yiyecekler verirler. Molla Potik’in ve çocukların üzerine su serperler, çocuklar; “verenin güzel kızı, vermeyenin kel oğlu olsun” der. Toplanan yiyecekler oyunculardan birinin annesine verilir anne yemeği pişirir. Çocuklar yemeği yerken “ Büyük Allah’ım güzel Allah’ım bize yağmur ve rahmet ver” diye dua ederler. Çocuklar bu oyunla tabiatla bütünleşir bir nevi ayinle oyunun birleştiği bu oyunla çocuklar sosyalleşir bağlı bulunduğu grubun bir üyesi olarak sorumluluk üstlenir kişiliği ve kimliği oluşur. Buna benzer pek çok oyunda söylenilen tekerlemeler, sayışmacılar çocukların dil becerilerinin geliştirilmesinde, psikomotor becerilerinin artırılmasında katkı yapar, telaffuz ve boğumlama ile dilini öğretir. Ses ve hece benzerliği olan söz gruplarının yan yana getirilmesi ve ayrıştırılması, çocukların birbirine yakın seslerden oluşan kelimeleri ve onların taşıdıkları anlamları birbirinden tam ve eksiksiz ayırmalarını sağlar. (Yalçın vd. 2012:77)

El el epenek                                 inne minne ucu dinne

Elden çıktı kepenek                    babalıca balı hoca

Kepeneğin yarısı                           Şamdan şamadan

Yumurtanın sarısı                         guş dili dama dama dum

Nenem yoğurt getirdi

Pisik burnunu batırdı

Pisik burnun kesile                            hakgıl hukgul

Minareden asıla                                 çalı çenber

Minare bucak bucak                          müşgül anber

İçinde demir ocak                             dazı duzu

Emim oğlu götü pohlu                       galgan gılınç

Sen çık dışarıya                                 bencili benç

Çocukların oyunlarını oynadıkları sosyo-kültürel ortamla ilişkiler kurdukları ve bu sayede Elazığ’ın sosyal ve kültürel yaşantısına ait pek çok öğeyi oyunlarına yerleştirdiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. (Turgut, 2005:106) Örneğin “Kavun-Karpuz” oyununda Türk toplum yaşantısında olduğu gibi Elazığ’da da önemli yeri olan “tuz-ekmek hakkı” anlayışına bağlı bulunan gelenek yaşamaktadır. Düğün geleneklerinin anlatıldığı “Aleylim Puleylim, gıç gıç” kız kaçırma olayının anlatıldığı “Kurt Baba” kocaya varma denilen ve hoş karşılanmayan bir olayın canlandırıldığı “Pamuk Nine” oyununda gelenekler çocuk dünyasına nakşedilmektedir. Oyuncuların kaçma niyetinde olan bir kızı Elazığ geleneklerinde ve inançlarında çok değerli sayılan analık hakkının haram edilmesi şeklinde ağır biçimde cezalandırmaları;

“yedirdiğim ekmek

İçirdiğim süt

Hepsi sana haram olsun

Nereye gidersen git” şeklinde söylenilen sözler çocuğun sosyo-kültürel unsurları benimsemesini ve tavır almasını sağlar. Yörede konuşulan mahalli kelimeler ve yemek isimleri de oyun içerisinde dokuyu tamamlayan unsurlar olarak  karşımıza çıkar. Orcik, pestil, kuru üzüm, yağ, bal, bulgur, salça, kavurma, yoğurt, güveç, ceviz (ceviz dikmece, ceviz kapmaca, kuruşa ceviz, kuyuya ceviz), yağlı çörek (saklambaç oyunu), çedene (ebem beni kurda verme oyunu) gibi yiyecek isimleri oyunlarda yörede yetişen veya yenilen bitki ve yemek isimleri olarak damak tadını şekillendirir.

Yine geleneksel el sanatlarından yemenicilik (ayakkabı yapımı) ile ilgili terimler, tamir edilirken yapılan hareketler, söylenilen sözler “Hırik Eşek” oyununda yansıtılır. Uçtu uçtu kuş uçtu, dev-cüce, yattı kalktı, el el epenek, birdirbir gibi oyunlarda eski Türk inanışlarına dair pek çok motifi bulmamız mümkündür. ( yeraltına inme, sağaltma, büyü yapma, yağmur yağdırma gibi)

Burada sayamayacağımız kadar çok sayıda oyunumuz ne yazık ki değişen yaşam ve şartlara bağlı olarak yok olmak tehlikesi ile karşı karşıyadır. Günümüzde artık çocuklar “ çıngır mıngır tut, beştaş, üçtaş, çondur, çelik çubuk, dıngıla fıstik, kumansa, sepi, za güle zaza güle, al satarım bal satarım, körebe, mendil kapmaca, ağ elma kızıl elma, astık masık, istop, ahır, ceviz dikmece, kuruşa ceviz, aşıklarla ceviz, bom, ip atlama, hırik eşek, terlik vurmaca, fincan, kabak, kemer saklamaca, molla potik, tolik asma, yüzük, aleylim puleylim, cadı karı, deveci leblibacı, aç kapıyı bezirgan başı, herenk, hero bekçi, iğne iğne, Köroğlu, pamuk nine, pır, mualla, uçtu uçtu kuş uçtu gibi oyunları oyna(ya)mamaktadır.

Çocuk oyunları teknolojik gelişmelerin ve buna bağlı olarak iletişim araçlarının etkisi altındadır. Bu durum, içinde yaşanılan teknolojik ortama ait unsurların oyunlara eklenmesine neden olmakla birlikte çocukları kültürel değerlerimizden biri olan geleneksel çocuk oyunlarımızdan  uzaklaştırmaktadır. Özellikle elektronik oyunlar çocukların fiziki, sosyal ve kültürel gelişmeleri için gerekli olan oyun oynama ve oyun kurma kavramlarını unutturmaktadır. Sayıları gittikçe artan internet kafelerde ve bilgisayar başlarında teknolojik oyunların çevrelediği çoğunlukla tek kişilik oyun dünyalarında, kalabalık oyuncu grubuyla tadı çıkarılan geleneksel çocuk oyunlarına neredeyse yer kalmamaktadır.

Sınırsız iletişim imkanlarına sahip olan çocukların aynı dili konuştuğu aynı kültürü paylaştığı arkadaşlarıyla dolayısıyla kendi geleneği, kültürü ve tarihiyle iletişim kuramaması düşündürücü bir durumdur. Çocukların sözlü kültürde oluşturulan çocuk oyunlarından uzak kalmaları ile söz konusu edilen iletişimi kuramamaları, içinde yaşadıkları sosyo-kültürel yapıya uyum sağlayamamaları sonucunu doğurmaktadır. Böylece çocuklar, aynı ortamın verdiği ulusal kimliği geliştirme imkanından mahrum kalmaktadırlar.

Örneğin “ip atlama” oyununda söylenilen ezgili söz formelleri televizyondan etkilenerek Ninja Kaplumbağaları’na uyarlanarak söylenmeye başlanılmıştır. Şıredır adlı kötü karakterle iyi ola Eprıl arasındaki olay örgüsü şöyle şekillenmiştir:

“ Hey Ninja versene pizza

Olmaz Şıredır avucunu yala

Kendisi Ninja

Arabası pizza

Eprıl geliyor

Kamerasıyla” (Turgut, 2005:118)

Çocuklar tutucu ve koruyucu yönleriyle en eski kültür ve inanç öğelerini oyunlarında saklamakla birlikte yeniliği de açıktırlar. Yabancı öğeleri hiç çekinmeden metne dahil edip yeni pek çok tekerleme söyleyebilirler.

Amella oyunundaki tekerlemeler buna örnek olarak verilebilir:

“ amella çikotella

Yu es yu es

İngiltere bakmaz ele

Bir kuru kafa

Koydum rafa

Raftan aldım pepsi kola” (Turgut, 2005:119)

Merhum Şeref Tan içinde doğdukları milletin kültür ürünlerinden beslenemeyen çocukların acıklı hallerini şu mısralarla anlatır.

Şimdinin Çağaları

Şimdinin çağaları

Ne mozik çevirmesini ne aşuh oynamasını bililer

Sağ sakga nedür? Desem

Üzen bakıp güliler

Ne huyladacak bir deli

Ne matal anlatacak nene bililer

Otiriler televizyonun garşısına pun guşu gibi

Ona baha baha şaş beş oliler

Dillerinde yabancı dizilerden

Veya reklamlardan aşırılmış birkaç söz

Papağan gibi onları söliler   (Tan, 1997:89)

 

Günümüzün yaşam koşulları, teknolojik gelişmeler çocuklara oyun için zaman bırakmasa da oyun çocukların yaşamının önemli bir parçası olmaya devam etmektedir. Bizlere düşen çocuklara oyun için hem zaman hem de mekân sunabilmek, geleneksel oyunlarla kültüre özgü değerlerin aktarılmasına yardımcı olmaktır.

 

TAN, Şeref (1997) Hadi Harput’a Gidek Çağ Ofset Elazığ

TURGUT, M. Ebru (2005) Elazığ Çocuk Oyunlarının Halk Bilimi Açısından İncelenmesi (Yük.Lis.Tezi) ELAZIĞ

YALÇIN, Alemdar-Gıyasettin AYTAŞ ( 2012), Çocuk Edebiyatı Akçağ Yay. Ankara


 

YRD. DOÇ. DR. BİROL AZAR

 

Bunları da sevebilirsiniz

Yorum Yaz